Az ötede iki eski kırsal yapı, kurumuş otlar, gri bir gökyüzü... Resme baktığımız yerde, yerde yarı uzanmış bir kadın olmasaydı sıradan bir kırsal hayat tasviri diyebilirdik Christina'nın Dünyası için. Bahar geçmiş; toprak görünen iki gri ev kadar yorulmuş. Dingin ve sıradan bir günün tasviri olabilirdi pekala. Ama pembe elbisesi, dağılmış saçları, incecik kolları ve gelişigüzel düşmüş gibi duruşuyla Christina değiştiriveriyor resmin çehresini. Wyeth'in parlamasını sağlayan bu eseri bir psikolojik tabloya dönüştürüveriyor Christina, o güçsüz kollarıyla. Hatta ilk bakışta resmin gergin bir unsura sahip olmasına neden oluyor. "Bu kadın birinden kaçarken mi düşmüş? Varmak istediği yerde ne var? Kollarının telaşlı duruşunun nedeni ne? Göremediğimiz yüzünde korku mu var?" gibi sorular sorduruyor. Oysa sanatçının söylemek istedikleri başkadır.
Wyeth'in babası, Cristina ve kardeşi Alvaro'nun birlikte yaşadığı çiftlik evinin yakınlarındaki bir köyden yazları geçirmek için bir ev alır. Wyeth, 22 yaşındayken ileride eşi olacak olan Betsy ile bu arazide gezintiye çıktığı sırada Betsy onu fiziksel engeli bulunan arkadaşı Cristina ile tanıştırır. O dönem doktorların sebebini belirleyemediği bir kas hastalığı olan Christine 50'li yaşlarındadır ve günden güne ilerleyen kas hastalığı nedeniyle yürüme yetisini kaybetmiştir. Ancak tekerlekli sandalye kullanmayı reddediyor, gitmesi gereken yerlere sürünerek gidiyordur. Evde mutfaktaki işleri de ev etrafındaki işleri de böyle halletmekte, kendisinin oradan oraya sürükleyerek de olsa pes etmeden yaşamaya devam etmektedir. Onun bu azmi Wyeth'i derinden etkiler. Betsy'nin de aracı olmasıyla Olsonlar, kısa sürede Wyeth'i kabullenir ve Wyeth üç katlı bu çiftlik evinde gezinme özgürlüğü elde eder. Hatta Maine kasabasına, Olsonların arazisine, özellikle de onların yaşantısına öyle bağlanır ki bu çiflik evinin üçüncü katında kendisine bir stüdyo kurar ve burada sıklıkla çalışmaya başlar.
Haliyle Christine ve Alvaro'yu da çok kez boyar. Örneğin Christina'yı kapı eşiğinde oturmuş uzak araziyi seyrederken boyadığı şu resmi "denizi seyreden yaralı bir martı gibi" diye tarif eder.
Ama ona asıl ilham veren şey birgün pencereden baktığında gördüğü manzaradır.
Christine, belki evde bir köşeyi süslemek için, belki de sadece sevdiği için topladığı küçük bir buket çiçekle eve doğru gelmektedir. Ancak bu geliş iki ayağının üzerinde sıradan adımlarla değil, Christina'nın sıradan bir gününde olduğu gibi yerde sürünerek gerçekleşmektedir. Wyeth, Olsonların evindeki stüdyosunun penceresinden gördüğü bu manzarayı boyamaya karar verdiğinde hissettiği şeyin çaresizlik veya acıma gibi bir duyguyla değil, aksine azim ve umutla ilgili olduğunu "Resimde izleyiciye dünyasının fiziksel olarak sınırlı olabileceğini ancak ruhsal olarak sınırlı olmadığını hissettirmeyi biraz olsun başardıysam, o zaman yapmak istediğim şeyi başarmışımdır." diyerek açıklar.
Ancak tam burada tartışma doğuran bir mesele belirmektedir. Wyeth, Christina'nın Dünyası adını verdiği ve bizzat Christina'yı odağına koyduğu bu resim için model olarak onu değil, ondan en az 20 yaş genç olan eşi Betsy'yi kullanır. Bunu estetik kaygılar güderek yapması ihtimali ayrı; Christina'nın model olmaya rızası olmadığı için yapmış olma ihtimali ise ayrı bir tartışma konusu olur. Hatta rivayet odur ki, birgün cesaretini toplayıp resmi nasıl bulduğunu sorduğunda Christina istavroz çıkarmakla yetinir ve sanatçı bu duruma çok üzülür. Ama dedim ya rivayettir. Gerçek olansa Wyeth'in hayatının sonuna kadar Olsonlara derin bir bağla bağlı kaldığıdır. Öyle ki öldükten sonra bile onlarla bir arada olmak istemiş ve vasiyeti üzerine Andrew Wyeth, Christina ve Alvaro Olson, sanatçıya ününü kazandıran resmin gerçek mekanı olan çiftlik evinin yakınındaki aile mezarlığında bir arada defnedilmiştir.
Geriye ise hayatın birkaç adım gerisinde bıraktığı, adaletsiz ve hatta gaddarca davrandığı kişilerin kendilerine karşı duydukları saygı ve merhamet duygusunun ne denli değerli ve kapsayıcı, hatta bulaşıcı olduğunu pembe bir elbise ve güçsüz kollarla anlatan bir eser kalmıştır. Ne otlar gibi kuruyacak ne toprak gibi ufalanacak; ne yaşlanacak ne de yok olacak bir eser Christina'nın Dünyası. Öyle ki bu ünlü tabloya gönderme diyebileceğimiz anımsatma sahneler çekildi birçok filmde. Forrest Gump'u hatırlıyor musunuz? Jenny'nin çocukluğunun korkunç günlerinin geçtiği o evin önünde bir sinir kriziyle kendini yere bıraktığı sahneyi peki? Christina'nın vaziyeti de Jenny ile benzer bir vaziyette olduğu hissini uyandırıyor ilk bakışta. Ama aksine o yere düşmüşler arasında en sağlam durandır. Her ne kadar "yerde sürünmek" güce dair akla gelebilecek şeyler arasında belki de en sonuncusu olsa da, engellerin çeşitli ve sinsi oluşuna aydıran okkalı bir sille sallıyor doğru yerden bakanlara.