Inside Out(Ters Yüz)

Mutlu olmak, ama sadece mutlu olmak zorunda mıyız? Ya da üzülmekten kaçınmak bizi mutlu kılar mı? Hatırladığınız en güçlü anılarda sadece mutlu ya da sadece üzgün müydünüz? Anılar duygu çeşitliliği doğrultusunda güçlüdür ve karakterimizi şekillendiren de budur. 

Inside Out bittiğinde bu küçük paragrafı karalamışım kenara. Ve yine dönüp dolaşıp bu paragrafın dediği şeylerden bahsedeceğim birazdan. Ama evvela filmle ilgili biraz bilgi vermeliyim sanırım. Usûlen. 

Inside Out, 2015 yılında Pixar ve Walt Disney ortaklığıyla çekilmiş bir animasyon film. Ama şimdi, animasyon diye haksızlık da edilmesin. Bir çocuk gözüyle ayrı, bir yetişkin gözüyle ayrı seyredilebilen ve her iki yaş grubuna da söyleyecekleri olan bir film. Böylesi animasyonlara yetişkin çizgi filmi derim ben. Seyrederken kurgusunu takip etmesi zor olmayan ve basit gibi görünen, ama ilerledikçe görmüş geçirmiş birinden gözden kaçırılmış şeylerle ilgili tatlı sert bir nasihat almış gibi hissettiren filmlerdir bunlar. Gözden kaçırılmış şeyler kısmını tekrarlıyorum. Çünkü aslında yaşamaya kafayı o kadar takmış durumdayız ki, yaşamanın nasıl olması gerektiği ile fazlaca ilgilenirken aslolan şeyi kaçırıyoruz: yaşamayı. Bu tür yetişkin çizgi filmleri de işte bizi koltuğa oturtuyor ve rengarenk tokatlar atıyor böyle. Bak diyor, "çocuğa anlatır gibi anlatıyorum. Ya anlayıp fark edersin, ya da böyle aklı başında(!) devam edersin." 

Inside Out, yani dilimize tercüme edilmiş şekliyle Ters Yüz de, 11 yaşındaki Riley üzerinden duygularımızın işleyişi ile ilgili yeni bir dil geliştiriyor. Buna göre neşe, üzüntü, tiksinti, öfke ve endişe beynimizde birer küçük organizma tarafından idare ediliyor. Riley'nin bebekliğinden itibaren onun hislerini ve tepkilerini yönlendiren şeyler işte bu minik organizmalar. Bay Endişe, onun etrafındaki tehlikeleri fark edip kendini korumayi öğrenmesini sağlıyor. Bayan Tiksinti, gıda zehirlenmesinin önüne geçerken aynı zamanda sosyal bir gruba dahil olmakla ilgili seçiciliğini belirliyor. Bay Öfke, beklentileri karşılanmadığında tepkisini göstermesini sağlarken kontrol edilmesi en zor organizmalardan biri olarak birden hakimiyeti ele geçirebiliyor. 

Çocuklar, dünyayı algılama, tanıma, çevresi ile etkileşimde bulunma gibi konularda yepyeni oldukları için ilk zamanlarında bu temel duygular arasında neşe daha etkili bir karakter olarak boy gösteriyor. İhtiyaçları zaman zaman Bay Öfke ve Bayan Tiksinti yardımıyla da olsa karşılandığında Riley, bütün çocuklar gibi kolayca neşeleniyor. Belki de bu sebeple Bayan Neşe, ana kumandanın kontrolünü elinde bulunduruyor. Onun görevi ne olursa olsun Riley'i mutlu etmek ve çekirdek anıların tamamını neşeli anılardan müteşekkil kılmak. Çünkü bu çekirdek anılar hayatımızın temel taşları sayılabilecek aile, dostluk, dürüstlük, maskaralık(eğlence) gibi adaları oluşturuyor ve bu adaları meydana getiren çekirdek anılar zarar görürse, bu adalar da birer birer yıkılıyor. Yani, bu çekirdek anıların beslediği adaların işleyişi zarar görürse ruhsal bir yıkılma ve hissizleşme meydana geliyor. 

İşte tam bu noktada beliren soru şu: gerçekten tüm çekirdek anılarımız sadece neşeli olmak zorunda mı? Bayan Neşe'ye göre öyle. Hatta ona göre Bayan Üzüntü mümkünse hiçbir şeye müdahale etmemeli. Riley, sadece mutlu olmalı. 

Ama size bir şey anlatacağım, bir cenaze anısı.

2020'nin Eylül ayında dedemi uğurladık dönmez yola. İyiydi, mertti, toprak tabiatlı bir adamdı. Üretmeyi, yaşatmayı ve insanın iyisini iyi severdi. Aile büyüklerimden sevgimin karşılıklı olduğu tek akrabam desem bu da yanlış olmaz. Zaten o yüzden ondan sonra yoksunluk bildiren ne kadar sıfat varsa bindi sırtıma: yetim, öksüz, kimsesiz, geçmişsiz... O kadar büyük bir rüzgarı oldu anlayacağınız bu dünyadan çekip giderken çektiği kapının. Bir de üstüne o illet vertigo atağı. Ne fiziken ne ruhen ayakta duyabiliyorum o gün, tam tersi gibi görünsem de. 

O gece el ayak çekilip konu komşu gittikten sonra dedemin telefonu geçti elime. Sosyal medyaya merakı vardı. Yetiştirdiği çiçeklerin yanında gururla poz vermeyi de severdi. 1 gün önce olsa bir şey yok, ama o gece bakılamıyor o fotoğraflara. Biliyoruz ya, o gülüş artık yok, o saksı bile hayretmez daha. Üstün körü karıştırdım yine de galeriyi biraz. Çünkü mahremiyet ve özel hayatın gizliliği gibi şeyler onu artık ilgilendirmiyor. Ama bizim için onunla ilgili yeni bir şey bilmek ve bulmak artık mümkün değil geride bıraktıkların başka. Yeni şeyler söylemeyecek ve bilmediğimiz her şey son kez yeni olacak onunla ilgili. 

Ve işte, yeni bir şey buluyorum eskilerinin arasında. Muhtemelen Facebook'ta bir paragrafa denk gelmiş. Kaydetmeyi bilmediği için bir kağıda yazıp kağıdın fotoğrafını çekmiş. Diyordu ki yazıda: "Hayat ne gideni geri getirir ne de kaybettiğin zamanı. Yapman gerekeni zamanında yapacaksın. Ya da yaşamadım diye üzülmeyeceksin." 

O sıralar nicedir kendime dert ettiğim çok şey vardı içimde. Bir at bin olmuştu, bin atın sırtına da dedem oturmuştu. Ezim ezim eziliyordum binlerce nalın altında çimen gibi de, yerden kalkmayı yine dedem ögretmişti o gün. "Yapman gerekeni yap" demişti gider ayak; "kalk yerden!" 

Bir temiz ağlaştık o gün evcek. İçimizi bir güzel yıkadı bu son nasihat. Şimdi hatırlıyorum da, o gece uyuduğum uykudan huzurlu uyanmıştım ben. Kederli, yasta evet ama huzurlu. Ve yine düşünüyorum da sadece keder yoktu o anıda. Sadece o yazının verdiği bir iyilik de yoktu. Hatta belki başka bir zaman bu yazıyı dedem bana kendisi gönderse bu kadar tesiri olmayacaktı. Çünkü o zaman bu kadar duygu çeşitliliği de olmayacaktı. Ama şimdi var. Şimdi o birkaç güne dair hatırladığım ve hafızam bana ihanet edene kadar hiç unutmayacağım bir çekirdek anı olarak duruyor içerde bir yerde. Benden yeni bir ben de çıkardı hem. Kendi kendimin gözünden akmamı sağladı o gece. 

Inside Out'un kurduğu o küçük organizmalar gerçek olsaydı ve kafamda sürekli "sadece mutlu olmalıyım" diye çırpınan bir Bayan Neşe olsaydı eminim o gün o bile bana hak verirdi. Neşeye değen hüzün ya da hüzne değen neşe bir anıyı ölümsız kılmak için gereken en temel şeylerden biri çünkü. Dahası, hamurumuzu yoğurup bizi biz yapan el tek olsaydı ve bu el sadece neşenin ya da sadece hüznün eli olsaydı şekil almamız belki de bir ömür sürecekti. Ama iki elin de işidir bu. Korkmayın. Hüzün, neşenin yanlış anlaşılan ikizidir ve bir araya geldiklerinde terazi dengesini bulur. 

Bir animasyon film anlatmış oldum değil mi ben şimdi? Oldum mu? Çocuklarla birlikte izlerseniz elbette bunları düşünmediklerini göreceksiniz. İşte bu yüzden bu sadece bir çocuk filmi değildir.


Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About