Acı ve hüznün toprağına çaresizce bıraktı kendini. Bir Steinway'in Come, Sweet Death'in notaları arasında kayboluşunun şahidi olacaktı birazdan.
Saatlerdir masanın bir köşesinde duran kadehi tek seferde yudumladı, sonra bir hışımla fırlattıp attı. Paramparça olan kadeh odanın dört bir yanına dağıldı, tıpkı ruhu gibi zerrelere ayrıldı. Marriott'ın keskin tadı boğazını düğümleşmişti. Masadaki sülieti bile acıyarak bakıyordu sanki kendisine. Kendinden tiksindiği kadar kimseden tiksinmemişti bu dünyada. Zihninde açılan her kapı öfkeyle yoğrulmuş bir cehennemi saklıyordu arkasında. Hep sert bir kış rüzgarı esiyordu başında.
Kanepeye sessizce bıraktı yorgun bedenini. Bacaklarını karnına çekip bir cenin gibi uzandı.Gözlerini kapatıp derin bir iç çekti. Oda hâlâ onun kokusuna teslimdi. Çaresizce kabullenmekten başka yol yoktu artık. Tıpkı dokuz yaşında annesini on yaşında babasını kaybeden Bach'ın ölümün kurtuluş olduğunu kabullenmesi gibi. Hüznün binbir şekli gittikçe artan tonda can buluyordu Bach'ın notalarında. Bir stradivaryus derin kederiyle konuşlanıyordu bestenin orta yerine. Piyanonun yumuşak tonları arkasında belli belirsiz çığlığıyla yer ediniyordu. Vazgeçişin eşiğinden geçeli çok olmuştu.
Sımsıkı kapattığı gözlerinde kadrajda tek bir kare kalmıştı, odaklandı. İçinde kalan son sevgi kırıntıları birleşip vücut bulmaya başladı. Görmesi gereken son kare bu olmalıymışcasına dikkat kesildi. Hep mi böyle yeşildi gözleri yoksa gidince mi yeşerdi. Ya yüzü? Hep böyle soluk bir benzi taşıyor olamazdı. Kahretsin başka hiçbir şey hatırlamıyordu ona dair.
Tam sekiz aydır hatırladığı tek şey buydu. Yan koltukta oturan sevdiği kadının ölümü uyuyan kanlar içindeki soluk yüzü ve açık gözleri. Bir öfke halinin eseriydi bunlar. Direksiyonda olanın şansı. Şanslı mıydı hayatta kaldığı için? Sahi yaşıyor muydu?
Midesi alt üst olmuştu. Vücudundaki hiçbir uzvu hareket ettiremiyordu artık. Ağrı kesiciler, kas gevşeticiler bu defa işe yarayacaktı galiba. Önerilen dozlar yaşayan ölülere göre değildi. "Gel tatlı ölüm. Sıkıca sarmala beni ona götür." diyebildi.
Bach'ın son notalarla attığı imzayı görebiliyordu odanın her yanında. Bir gemi yanaştı rıhtıma birden. Sonsuzluğa yelken açacaktı. Öfkesi yerini umuda bırakmıştı sonunda.