Üç avuç mercimek iki tas çorba. Bilmem, belki senin ellerin benimkinden daha büyüktür, tutmaz ölçün.
Aman hiçbir zaman ölçüyü tutturamadın sen zaten. Ya aşırılık ya yokluk çizgisinin ötesindesin. Patates de lazım şimdi sana. Kilerde göz yaşlarımla beraber patates olacak bir sepetin içinde. Doğru ya hep kilerde ağlardım ben sessiz sessiz. Kıvam verir patates, bir tane küp küp doğrarsın çorbaya. Çıkarken bir küçük soğanı da unutma sakın acılarımın hemen yanında. Gerçi kim ne yapsın benim acılarımı değil mi? Bir soğan kadar yaşartmazlar kimsenin gözlerini bilirim. Gülüp geçersin belki yine görünce.
Sebzelikte havuç da olacaktı umutlarımla beraber. Bir tane ondan da koy içine çorbanın aroma verir, rengini değiştirir. Gerçi senin hayatında renklere de pek yer yok ama. Ya siyahsın ya beyaz. Sana ne değil mi sıcakcık kırmızıdan, dingin maviden. Sonuç odaklı hükümlerin efendisisin sen nasıl olsa. Sana ne değil mi gidiş yolundaki dikenlerden, çukurlardan, tümseklerden.
Şimdi bir tutam baharata kaldı işin. Sevgimle beraber sağ taraftaki dolabın üst rafına kaldırmıştım en son baharatları. Zar zor ulaşıyordum hep. İşin aslı çoğunlukla gerek bile duymuyordum onlara. Sen bir defa bile fark etmedin tatsız tuzsuz olduğunu yemeğin. Çünkü hep hunharca yemekle meşguldün. Farkındaysan bile hiç söylemedin. Ben zaten karnımı çaresizlikle doyurup oturdum hep o sofraya yemediğimi de fark bile etmedin.
E tarifi yazdım buzdolabına da astım. Ben iyi niyetlerimi de alıp gidiyorum artık, bıçakların olduğu ikinci çekmecedelerdi, onları da hiç fark etmedin ne yazık. Sofrada bir tabak eksik bir tabak fazla ne önemi var değil mi? Bir tabak kadarım zaten. Kırılanca süpürüp çöpe koyduğun bir tabak kadar.
Sana emanet buralar, tastamam bıraktım. Her şey yerli yerinde. Hep istediğin alıştığın gibi elinin altında. Malzemeleri kat karıştır bundan sonra sen yap çorbanı artık benden bu kadar.