Bir ilaç prospektüsünden tutunda bir kebapçının el ilanına kadar her şeyi. Gerekli gereksiz ne varsa toplayan, öğütücüsü olmayan bir zihnim var benim. Okumayı dört yaşıma varmadan sökmüşüm. O zamandan bu zamana pek bir şey değişmedi ama gelişen çok şey oldu. Misal sadece yazıyı değil insanı okumayı da öğrendim.
Farkında mısınız bilmiyorum ama biraz uğraşınca az çok kestirilebilir algoritmalardan ibaretiz hepimiz. Nerede döngüye gireceğimizden tutun da nerede hata vereceğimize kadar her şey basitçe kodlanmış aslında. İnsan denilen nanenin de bir ucu ve bir sonu var elbet. Ne yaparsanız yapın az biraz eğilir bükülür ama asla değişmez imzalarımız. Mühim olan o imzanın yanlışın altında olmamasıdır. İnsan olmak değil insan kalabilmektir mesele.
Ve ben severim algoritma analizini, sanırım mesleki deformasyon. At izinin it izine karıştığı bir coğrafyada ayak izlerinin her birinin kapısında soluklanmak hiçbir zaman zor olmadı benim için. Benim arama motoru Google'dan biraz farklı işliyor sanırım. Beynimin cache işlemi gibi bir şeye ihtiyacı yok. Neyi nereye koyduğumu bulmak için ipuçlarına pek ihtiyaç duymuyorum. Bir avcı köpeği kadar hassas burnumu sigaraya kurban etsem bile fil hafızam meşhurdur ve kesesindeki parçalardan bir yapbozu eksiksiz tamamlar.
Şansmış gibi görürünen bir lanet esasında işleyen. Pembe puslu yalanlarıyla mutlu çoğunluk gibi olmayı yeğlerdim. O zaman günün sonunda avucumda bir avuç hayal kırıklığı yerine yüzümde sahte de olsa bir gülücük olurdu belki.