Cesaret, Kaygı ve Umutsuzluk



Üç kadının bir arada olduğu bir imgeye Yunan mitolojisinde sık rastlarız. İnsanların kaderinin iplerini elinde bulunduran Klotho, Atropos ve Lakhesis; dünyada sanata ilham olan ve üç güzeller(herites) adıyla bilinen Aglaia, Euphrosyne ve Thalia. Ya da belki de bilinen ilk güzellik yarışması sayesinde Üç Güzeller olarak anılan Hera, Afrodit ve Artemis.(Hadi bu bir başka yazının konusu olsun) Ancak İngiliz ressam James Sant, üç kadını daha farklı birer vazifeyle bir araya getirmiştir. Biraz ötelerinde gerçekleşmekte olan savaşı seyreden bu üç kadından birine cesaret, birine kaygı biri de umutsuzluk duygularını temsil etme görevi düşmüştü.

Resme şöyle bir baksak kimin hangi duygunun vücut bulmuş hali olduğunu kolayca anlarız aslında. Mesela cesareti elindeki hançerle bekleyişinden tanıyabiliriz. Kendini savunmaya, hatta belki de ileri atılmaya hazır. Ama aslında bir eliyle tuttuğu duygunun/kadının umutsuzluk olduğunu da düşünürsek, elinde hançer olmasa da cesaretin hangisi olduğunu anlayabilirdik. Umutsuzluk gibi bir duyguya kapılıp koyvermek en kolayıyken ona karşı koymak ve direnmek cesaret ister zira. Hele ki bir savaş devam ediyorken... İşte cesaretin bir eliyle zaptetmeye çalıştığı bu ikinci kadın bunu başaramamış. Gözünün önünde gerçekleşmekte olan savaştan kurtuluşlarının olmadığını kabullenmiş. Artık bakmak bile istemiyor, tamamen pes etmiş. Onun hemen yanındaki ise kaygının tasavvuru olan kadın. Diğerlerine göre karanlıkta kalmış olan, bir eliyle sanki kalbi ağzından çıkıverecekmiş de onu tutması gerekiyormuş gibi göğsüne yapışmış olan, umutsuzluk gibi kendini tamamen bırakmamış olsa da kurtulma umuduyla çabalamaktan bile korkuyor olan kadın. Mitolojideki üç kadın imgesinin başka bir formu olarak karşımıza çıkan bu kadınlar, mitolojidekilerin aksine kendileriyle empati yapmamızı sağlıyor.

Öte yandan, resmin tam adı "Cesaret, Kaygı ve Umutsuzluk: Savaşı İzlemek". Ancak James Sant bu savaşın tamamını göstermek yerine savaşın sadece varlığından haber vermek istemiş. Bunun için de cesareti temsil eden kadının dayandığı kayanın üst kısmında, küçük bir açıklıkta küçük bir çıkarma sahnesi betimlemiş. Kadınların baktığı yönde daha büyük ve kanlı çarpışmaların gerçekleştiğini ise her birinin ifadesinden anlıyoruz. Ancak burada gerçeği açıkça göstermeden sembolize etmek olarak özetleyebileceğimiz Sembolizmi deneyen Sant'ın işaret ettiği savaş ya gerçek değilse?

Hadi başa dönelim...

Çeşitli bağımlılıklar, ruhsal ve bedensel sorunlar, sorumluluklar insan yaşamını tehdit eder hale bile gelebilir bazen. Bazen, bir kaya dibine sığınıp hayatta kalmak için; tutunmak ve devam edebilmek için ölümcül bir mücadele vermek zorunda kalabilir insan. Ve bu mücadele, bu üç kuvvetli duygunun hangisinin galip geleceğine göre farklı sonuçlanabilir. Sigara, alkol veya uyuşturucu ve hatta sosyal medya bağımlılığı... Mecburiyetler yüzünden girişilen ama biraz bile sevilmeyen, ruhun kanatlarından her gün birer tüy yolan işler... Depresyon... Kabullenmesi ve mücadelesi zorlu hastalıklar...

James Sant'ın işaret ettiği savaş bunlardan biri olmaz mı? 

Kaygı, "Ya yapamazsam? Hayır yapamam! Ya başarısız olursam? Karanlıkta da olsa güvenli alanda kalmalıyım" diyecektir.

Umutsuzluk, "mümkünü yok kurtulamayacağım/başaramayacağım/olduramayacağım. Denemenin de direnmenin de hiçbir anlamı yok. Sonum geldi. Böyle geldi, böyle gider." diyecek.

Ve bu savaş diğer kurbanlar gibi pes etmiş ya da saklanmış olan herkesi önünde sonunda bulup kılıçtan geçirecek. Oysa cesaret için hala bir umut var. Kaygıyı da umutsuzluğu da yok sayamayacak kadar aynı kaya dibinde saklanmakta. Ama onları dinleyip vazgeçmezse belki de başaracak ve sonunda yeni bir hayata başlayacak. Çünkü bakınız; cesaretin boynunda istiridye kabukları dizili. İçinde bir inci tanesini koruması sebebiyle istiridye kabukları antik çağlardan bu yana yeniden doğuşun sembolüdür. Öyle ya, mücadeleye atılmak cesurların, başarmak kendine inananların işidir.

Son sözdür ki, Arif olanın sözüne kulak vermeli:

"Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni!"

Ahmed Arif - Anadolu


Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About