Ön Yargılar

Gürültüler uğultuya dönüşmeye başladı yavaş yavaş. Ufaktan terliyordu, alkol çarpmaya başlamıştı. Nefes alma ihtiyacı hissetti. Dışarısı soğuk görünüyordu. Camlar epey buğulanmıştı. Masadakilerden izin isteyip kalktı.

Bahçe kapısının önünde bir kabalık vardı. Kalabalığa girmek istemedi, çıkışa yöneldi hızlı adımlarla. Mekanın yanındaki sokağa ilerledi. Akşam üzeri yağan yağmur acı bir soğuğa dönüşmüştü. Paltosunun düğmelerini ilikledi ve bir sigara yaktı. Sözcükleri müzik notaları gibi yanyana dizer neşeli bir ezgi buluverir dağıtırdı ortalığı. Bugün neredeyse hiç konuşmamıştı. Sabah olanlar canını sıkmıştı. 

Çok üzerinde durmamıştı ama aklının bir köşesini tırtıklıyordu. Bir iş için istediği araziyi asistanının bir iletişim hatası yüzünden bir başkası satın almıştı. Büyük kayıptı. Kayıplara tahammülü yoktu. Beş yıldır gecesini gündüzüne katıp çalışan kızı beş dakikada koymuştu kapıya. Yeni gelen kıza da hiç ısınamamıştı.

Kafası bunlarla meşgulken aniden gelen sesle irkildi. Çöplerden kağıt toplayan çocuklardı. Mekanın çöp kutularına dalmışlardı. Sokak lambasının altında kayda değer bir şeyler bulmaya çabalıyorlardı. Bu görüntü sinirini bozdu. Giyindikleri koku metrelerce öteden burnunun direğini sızlattı. Yüzünü diğer tarafa çevirdi.

Sokak çocuklarını hiç sevmezdi. Tanrının bir ömür cezalandırmak için dünyaya koyduğu kullardı onlar. Hızlıca söndürüp attı sigarayı mekana doğru hareket edecekti ki paltosunu biri çekiştirdi.  

İrkildi birden, hızla arkasını döndü. Çıkışmasına ramak kala, iki en fazla üç yaşında bir kız çocuğuyla göz göze geldi. Ayaklarında delik deşik bir çorap ve terlik vardı, üstü başı pare pareydi. Kız gülümseyerek elindeki karton kola kutusu ve kapağını uzattı. Kutunun içini taşlarla doldurmuştu. Ne isteğini anlayamadı, cılız bir ses bir şeyler söylüyordu.

Çekip gitmeye yeltendi çocuk tekrar yakaladı paltosunun eteklerini. Kızmak için arkasını döndü bir hışımla eğildi. Burun buruna geldi kızla. Kız kutuyu uzattı. Kutunun kapağını kapatamamıştı. Yardım istiyordu. Kızın gözlerinde öyle büyük bir çaresizlik vardı ki gecenin karanlığı bile örtememişti. Şuncacık oyuncağı çok görmek olmazdı. Derin bir nefes aldı, çömelerek kutunun kapağını kapattı kıza geri uzattı.

Sevinçle aldı küçük kız kutuyu. Kocaman bir dünya bulmuşcasına parladı gözleri. Heyecanla bir öpücük kondurdu yanağına yarım yamalak. Kız kutuyu kaptığı gibi tıkırdatarak uzaklaştı. 

Tüm bedeninde tuhaf bir sıcaklık yer etti. Daha önce annesi de dahil hiç kimse böylesine şefkat ve minnet içeren bir öpücük kondurmamıştı yanağına. Neşesi hatta daha fazlasıyla birlikte geri döndü restorana.

İnsan bazen burnunun ucundaki şeylere bakar fakat görmez. Günlük koşuşturmalar, yarına dair kaygılar, ön yargılar, egolar insanlığınızdan çoğu şeyi alıp götürür farkına bile varamazsınız.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About