Yaz kış, gece gündüz fark etmeksizin oradaydı deli Seyfi, sokağın tam ortasında.
Kimseye zararı yoktu, ara sıra gelen geçenden sigara ister, sigaram yok diyene de sigara ikram ederdi. Dilsizdi konuşamaz işaretlerle anlatırdı derdini. Babasını hiç görmemişti, askerde vefat etmişti adamcağız. Annesi tek başına büyütmüştü onu. Ne yazık ki annesi de on iki yıl önce bırakıp gitmişti Seyfiyi. Öksüz garibin tekiydi.
Mahalleli aralarında idare eder, aç açıkta bırakmazlardı. Esnaf da pek severdi Seyfiyi. Kapıların önünde bir süpürge buldumu tüm dükkanların önünü ayna gibi patlatırdı. Otuz sekiz yılı bu mahallede geçirmişti. Kimileri çocukluğunda şahitlik etmişti.
Çocukken böyle değildi Seyfi.Deliliği sonradan giyindi. Erken yaşta eli ekmek tutan efendi bir gençti. Ne olduysa bir akşam işten dönerken bir arabanın altına atıvermişti kendini.
Bir araba tamirhanesinde çıraklık yapardı Seyfi. Akşamları kir pas içinde, sabahları jilet gibi arşınlardı sokakları. Yaşıtları kalem tutar, sokaklarda top koştururken Seyfinin payına araba altlarında sürünmek düşmüştü.
On dört yaşında körpe niye böyle bir iş etti kimsenin aklı ermemişti. Delirdi de mi attı kendini kazadan sonra mı delirdi kimse bir şey bilmiyordu. Kimse bilemezdi, zaten bilmemeliydi. Aklı erseydi de kimseye anlatamayacağı işler gelmişti başına Seyfinin. Bir gün iş çıkışı biri tüm ışıkları kapatıp elini kolunu, ağzını bağlamış sonra da ruhunu öldürmüştü Seyfinin. Kaldıramamıştı başına geleni, kendini yok etmeye karar vermiş, atmıştı kendini bir arabanın önüne.
Aklını yitirmek kurtarmıştı canını anlayacağınız.
Onun gibi kaç Seyfi var acaba ışığı sönen. Hayatı başlarken biten. Seyfiler susar siz susmayın.