Yaşlılık sonlanmasını istemeyeceğiniz bir hastalıktır.
Eee! Can tatlıdır, her ölüm erkendir diyenler haksız sayılmaz. Önerme çoğu fani için doğru olsa da romana ismini veren baş karakter Ruhi Mücerret tamamen farklı bir pencereden bakıyor bu duruma. Gerçi 0 ve 100 yaş arasında geçen zamanı o da 10 saniye olarak tasvir ediyor ama tüm sevdiklerinin dünyadan ayrılışına şahit olan Ruhi Mücerret'in 100 yaşına kadar yaşamaktan pek haz ettiği söylenemez.
100 yaş bunalımı nedir bilir misiniz?
Ergenlik sorunlarına benzemez. Hoplayıp zıplayarak yatıştırılmaz. Orta yaş kriziyle karıştırılmamalıdır. 'İkinci bahar' tesellilerinden yoksundur.
Doğru okudunuz tam yüzüne merdiven dayayan Ruhi Mücerret; Kurtuluş Savaşı'nda çok cephede saf tutmuş bir İstiklal gazisi, hatta son gazi. Efendim kendisi yanlış çağda yaşamanın stresi içersinde ve kendisinden büsbütün kurtulmayı deli gibi arzuluyor. Hemen hemen her bölümde mezar taşına yazdırabileceği yeni bir şey keşfeden Mücerret, kendisini hayvanseverlikte karar kılmış bir insan sarrafı olarak tanımlıyor. Ona göre tutarsızlıkların aynı kalmasında kendisini gösteren tutarlılığın lanetine kaptırmış yakasını bu dünyada.
Mezar taşıma “Sizi ayakta karşılayamadığım için özür dilerim.” yazdıracağım.
Aklımdan mezar taşıma “Tıbba inanmıyorum.” yazdırmak geçiyor.
Mezar taşıma “2005’te öldüm. Bu durumda kaç yıldır sigara içmiyorum?” yazdıracağım.
Mezar taşıma “Kurtuluşu için savaştığım ülkeye yeni yeni adapte oluyorum.” yazdırmayı planlıyorum.
Yaklaşık 85 yıldır bitmeyen savaşı, romanın bir diğer kahramanı Civan Kazanova'yla tanışınca bambaşka bir cephede bayrak açmak zorunda kalıyor Mücerret. Ziyadesiyle monoton ilerleyen hayatı birden bire bire cinayet ve aşkla karmakarışık bir hal alıyor.
Daha önce hiç aşık olmamıştım. Kalbim rötar rekoru kırmış, ilk uçuşunu iyice paslandıktan sonra gerçekleştiren bir teyyare.
Ruhi Mücerret'in ağzından dinlediğimiz bu ilk kısımda, sanıyorum uzun yaşam, ihtiyarlık, yaşlılık, mezarlık, ölüm, yaşam daha bu skalada aklınıza gelebilecek çok şeye dair güzel aforizmalar ve tespitler yine Menteş'in sıradışı anlatımıyla verilmiş. Komedi unsurununda nakış gibi işlendiği bu kısımlarda, yer yer sesli gülmek mümkün.
Kitabın ikinci kısmında ise yaşamak ve yaşatmak için Ruhi Mücerret'e mutlak suretle muhtaç sokak dövüşçüsü Civan Kazanova'nın macera dolu öyküsüne konuk oluyoruz. Aksiyonu bitmeyen, temposu hiç düşmeyen fantastik öğelerle bilim kurgunun harmanlandığı bu kısımlarda Civan Kazanova'nın geçmiş yaşamına ışık tutulduğu gibi ilk kısımda Ruhi Mücerretle olan münasebetinin eksik parçaları da bu kısımda tamamlanıyor. Hemen hemen her bölümde "falanca şey icat olmasaydı kesin ben icat ederdim" diyen sözde icat ustası Kazanova'nın başından geçenleri bir solukta okuyacaksınız.
'Saatte 300 km hızla motosiklet kullanırken kaskın içinde hapşırmak’ diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim.
'Yangından korunma broşürüyle şömineyi tutuşturmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim.
Eğer, ‘ayağına gelen fırsatı tepmek’ diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim.
‘Boks ringinde kazanıp, dans pistinde kaybetmek’ diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim.
Roman; şiddet kapitalizm, çarpık kentleşme, sanat, işsizlik, din, değişen dünya düzeni, popüler kültür, kadın erkek ilişkileri, aşk, ayrılık, yalnızlık, erotizm gibi çok fazla konuyu bir potada eritmiş, lezzetli, akıcı ve mizahi bir dille sunmuş. Bir solukta okuyabileceğiniz eğlenceli bir roman.
Trenler gemiler çarpışıyor, şakaklar matkapla deliniyor, uçaklar düşüyor, serseri mermiler havalarda uçuşuyor, ölüler bile diriliyor. Daha ne olsun?