Gogol'ün Kendini Yakması

Delilik! Biraz seviyorum galiba bu söylemi. Ama Gogol bunu sevemeyecek kadar çok çekmiş delilikten. Delilik yüzünden ölmüş bile. 

Resme geçmeden önce gogol'ün kendini ateşe vermeye kalkıştığı o deliliğin zirvesine nasıl tırmandığından bahsetmeliyim. 

1809'da Ukrayna'da başlayan hayatının ilk yılları ailesinin hayatta kalmayı başaran tek oğlu olduğu için yoğun bir ilgi ve gözetim altında geçer. Ancak okul yıllarında kendisine "esrarlı cüce" lakabı verilmesine neden olacak kadar içine kapanık, kendisiyle ilgili ya hiç konuşmayan ya da yalan konuşan biri olarak tanınır. Ama arkadaşlarına karşı alaycı bir tavrı ve kıvrak bir zekası vardır. Delilikle ilgili ilk emareler okul yıllarında dersler ve cezalardan kaçmak istediğinde görülür. Mesela dayak yediği birgün deli taklidi yapar. 

Ancak kendisi 16 yaşındayken babasının ölmesi üzerine ilk intihar girişiminde bulunur ve bu bir taklit değildir. Başarısız bu girişimden sonra annesinin yalnız kalacak oluşu fikri nedeniyle kendini toparlar.

Şiir denemelerini Alov takma adıyla yayınlar. Ancak Gogol adıyla olmasa da yayınladığı ilk kitabı aşağılayıcı eleştiriler alınca yazdığı ne var ne yoksa toplayıp yakar. 

Bir süre çeşitli memuriyetlerde çalışır. Ama edebiyattan uzak kalamaz. 1833'te yazmaya başladığı bir delinin hatıra defteri adlı eserinin ana karakteri Aksentiy İvanoviç, şizofreni belirtileri gösteren bir karakterdir. Ancak o yollarda şizofreni henüz tıp literatürüne girmiş bir hastalık değildir. Zaten Gogol de küçüklükten beri gaipten sesler duyduğundan bahsetmiş ama bu sesler şizofreni gibi bir hastalıktan haberi olmayan herkes tarafından Tanrı'nın ölümün sesini duyurması olarak yorumlanmış. 

1842'de Ölü Canlar'ı yayınlandığında Gogol'ün akıl sağlığı kötüye, daha da kötüye doğru gidişte hız kazanır. 

Gogol, Ölü Canlar'ı tıpkı Dante'nin İlahi Komedya eseri gibi 3 cilt olacak şekilde yazmayı planlar başta. İlahi Komedya'nın cehennem ile başlaması gibi Ölü Canlar da Rus feodal düzeninin çürümüşlüğüyle başlar. Sonraki iki ciltte rus toplumunu farklı yanlardan ele alacaktır ancak bu ilk kitap bile çok ses getirir. Özellikle Rus toplumu ile ilgili sivri dille kurduğu alaycı eleştiriler Gogol ile ilgili büyük yergilere sebep olur. Bu durum Gogol'ün üzerinde sonraki cildi tez zamanda yazmak konusunda bir baskı yaratır. Ama Gogol bir ilham tutulması yaşıyordur ve tek kelime yazamaz. 

Durum devam ettikçe Tanrı'nın kendisini lanetlediğine, hatta gittikçe Ölü Canlar'ın ana karakteri Çiçikov'a benzediğine kanaat getirir. İçinde bir şeytanın yaşadığına iyice inanan Gogol, Kutsal Topraklar'a gidip arınmak ister. 

Kudüs'ten döndükten sonra hem mental hem fiziksel sağlığı daha da bozulur. Mide ve baş ağrıları öyle şiddetlidir ki içinde yaşayan şeytanı yok etmenin tek yolunun onu açlıktan öldürmek olduğuna inanır ve bir ölüm orucuna başlar. 

Ölüm fikri zihnini ele geçirdikçe Tanrı'ya yönelir. Tanrı'ya yöneldikçe içinde bir şeytanın yaşadığına daha çok inanır. Bir yandan ise Ölü Canlar tamamlanmayı beklemektedir. Eleştiriler de devam etmektedir. 

İşte bir akşam, bir cinnet anında Gogol daha önce yaptığı şeyi tekrarlar. Ölü Canlar'ın ikinci cildi için yazdığı ne varsa ateşe atıp yakar. Hatta denir ki, kendisini de ateşe atıp ölmek ve Tanrı'nın ona verdiği cezayı sona erdirmek ister. 

Ilya Repin'in The Self Immolation Of Gogol(Gogol'ün Kendini Yakması/Ateşe Atması/İntihar Etmesi) adlı eseri bize bu anı göstermektedir. 

Gogol elindeki kağıtlarla birlikte kendisini de ateşe bırakmaya meyletmişken gözlerinde yine Repinvari bir delilik ifadesi vardır. Bu ifadeyi Korkunç İvan Oğlunu Öldürüyor  ve Sophia Alekseyevna'nın (bkz: Prenses Kimdir?) gözlerinde de görmüştük. 

Bu cinnet anında Gogol, etrafından soyutlanmış şekilde deli gözlerini yukarı çevirmiş, sanki Tanrı'yı gözlemektedir. Bağışlanmaya karşı duyduğu arzu, Tanrı'dan gelmesini beklediği bir cevap ve karakterinin en belirgin unsurlarından biri olan kibir ve alaycılıktan sıyrılma... Doktoru ya da hizmetçisi olan gencin onu ateşin başından alıp yatağına götürme çabasına cevap vermediği belli. Ama öyle güçsüz de bir fiziksel ifadesi var ki, genç adam bu konuda çok da zorlanmamış olsa gerek dedirtiyor. Ölmek için bile gücü kalmamış bir delidir o artık! 

Ancak Gogol burada böylece can vermiyor. İçindeki şeytanı aç bırakarak öldürme fikriyle giriştiği ölüm orucu nedeniyle, bu olaydan birkaç gün sonra ölüyor. Haliyle Ölü Canlar da tamamlanmamış bir eser olarak kalıyor. Bu bana biraz şey gibi gelir: ağrılarını dindirmek için kullandığı ilaçlar onun ölümünden sonra geriye nasıl kaldıysa, Ölü Canlar da öyle kaldı geride. Yarısı içilmiş, yarısı kalmış ilaçlar gibi. 

Son olarak Ölü Canlar'dan bir küçük alıntı bırakıyor ve kitabı bu bilgiyle, yani yazarının deliliğini bilerek tekrar okumanızı tavsiye ediyorum. 

“Hayat nedir? Acılar vadisi. Dünya nedir? Hissiz insan kalabalığı.” 

Mektup yazarı hanım daha sonra, yirmi beş yıl önce yitirdiği sevgili annesinin mektuplarındaki her satırı gözyaşlarıyla ıslattığından söz ediyor, Çiçikov’u insanların kendi elleriyle yükselttikleri duvarlar arasında boğuldukları kentlerden kaçıp çöllere çekilmeye çağırıyordu. Mektup umutsuzluk içinde, şu satırlarla sona eriyordu: 

İki kumru gösterecek
Sana soğumuş cesedimi
Anlatacak kederli ötüşleri
Nasıl ağlaya ağlaya öldüğümü."



Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About