Okçunun Önünde Kıvançla Eğil

 

"İyi şeyler de olmadı değil / Aynı deryaya doğru bu seyir / Okçu'nun önünde saygıyla eğil / Bir selam yolla gittiğin yerden"

Deyiveriyor ya Sezen Aksu "Hâlâ Haber Bekliyorum Senden" şarkısında. (Onno Tunç'un ardından, Onno Tunç'a ondan hâlâ bir haber beklediğini bildirdiği şarkısında.) Aradan geçen yıllar içinde "Şükür, çocuklarımız büyüdü / Elleri ekmek tutar oldu." diye anlatıyor; Onno Tunç'un kızları Ayda ve Selin ile kendi oğlu Mithatcan'dan bahsederek. Sözü ve sazı bir edip deriiince bir çizik atarak. 

Okçu'dan bahsediyor sonra. Önünde saygıyla eğilmek gereken birinden. Kimdir peki bu okçu? 

Halil Cibran'ın 1923'te Nebi(Peygamber) adıyla yayınladığı, dilimize Ermiş adıyla tercüme edilen kitabında buluruz cevabı. Çünkü Okçu, Halil Cibran'ın Yaratıcı ve yarattıkları ile arasındaki ilişkiyi tarif etmek için kullandığı bir metafordur. Okçu Yaratıcı, yay ebeveynler, çocuklar ise oktur.

Kitapta yer alan kısım olduğu gibi şöyledir: 

Bebeğini göğsüne bastırmış bir kadın dedi ki, bize çocuklardan söz et. O da dedi ki: çocuklarınız sizin çocuklarınız değil. Onlar hayatın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızları. 

Onlar sizin sayenizde gelir ama sizden değildir. Sizinle birlikte olsalar da sizin değildir. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil. Zira kendi düşünceleri var onların. 

Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını değil. Çünkü ruhları geleceğin evinde, sizin rüyalarınızda bile ziyaret edemeyeceğiniz o yerde yaşar. 

Onlar gibi olmaya çabalayabilirsiniz. Ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın. 

Çünkü ne geri gider yaşam ne de oyalanır dünle. sizler yaysınız, çocuklarınız da bu yaylardan fırlatılan canlı oklar. 

Okçu sonsuza giden yoldaki hedefi görür ve tez gitsin, ırak gitsin diye gerer sizi var gücüyle. 

Okçunun elinde gerilmek mutluluk versin size(Kimi yayınevlerinde bu kısım "okçunun önünde kıvançla eğilin" olarak da tercüme edilmiştir); çünkü o, sağlam yayı da sever, uçan oku sevdiği kadar. 

Aynı zamanda bir ressam olan Halil Cibran, kitabın ilk baskılarında bazı bölümler için illüstrasyonlar da hazırlamıştır. Örneğin yukarıda alıntıladığım kısım olan "Çocuklara Dair" bölümü için Okçu ve gerdiği yayı şöyle boyamıştır. 

Genelleme olacak belki biraz ama, çocukların kalpleri bizimkinden müteşekkil olsa da artık onların sinesinde. Onların sinesinde olsa da bizim kalbimizden. Çocuklar, ebeveynlerinden göbek bağı kesildiği anda ayrılmıyor bu sebeple. Ve ki, bu sebeple ebeveyn elinde, onların istediği gibi şekillensinler isteniyor. Ebeveynin isteği onların da isteği olsun, ebeveynin arzu ve hayalleri onların da olsun. yönleri ebeveynlerinin de döndüğü yön olsun isteniyor. Hatta, bu aynılığa aykırı olan çocuklar sevilecek değil, doğru yola koyulacak birer yanlış olarak görülüyor. Ama belki de Halil Cibran haklıdır. Belki de onlar bizim elimizden çıkmadan önce Okçu yönlerini çoktan belirlemiştir. 

Cibran'ın hayatı da bu metaforu zaman içinde yerleştirmiş olsa gerek aklına. Bir bakalım mı? 

Cibran, 1883'te Lübnan'da, Hristiyan bir ailenin oğlu olarak doğar. Otoriter ve kumarbaz bir baba; güçlü bir anne. Baba, kumar borçları yüzünden zimmetine para geçirme suçundan yargılanıp hapse girdiğinde anne Kamileh, dört çocuğunu alıp Lübnan'dan Amerika'ya doğru yüzen bir gemiye biner. Kurulan yeni hayatta babaya yer yoktur. Zaten, Halil Cibran'ın ta küçüklükten başlayan resim merakı babayı hep rahatsız eder. Evde kağıt bulamadığında dışarıda yağan karların üstüne resimler çizen bu evlat, baba için istendik davranışlar sergileyen biri değildir. Kamileh ve dört çocuğu Amerika'ya yerleşip zorlu ama yeni bir hayat kurduklarında ise Halil Cibran ve babası arasındaki bağ çok daha incelir. 

Aradan geçen yıllar içinde Halil Cibran sanata duyduğu ilgi ve sahip olduğu beceri sayesinde Amerika'daki sanat çevrelerinde kısa sürede ilgi çekmeyi başarır. Ama bu sefer de oğlunun "fazla Amerikalılaşmasından" çekinen anne, onu Arapça ve Fransızca eğitimi alması için yeniden Lübnan'a babasının yanına gönderir. 

Lübnan'da aynı zamanda Hristiyan inancı doğrultusunda dinî eğitim veren okulda Halil Cibran, ayinlere katılmayan, dinî kitaplara bile çizimler yapan, uzun saçlı, aykırı bir öğrenci olarak dikkat çeker. Babasının yanlış yöne giden oku olur aynı zamanda ve artık ikilinin ilişkileri tamamen kopar. 

İşte bu yıllarda hem annesinin hem de babasının kalıplarının dışında olan, onların istediği yöne gitmeyen bir ok haline gelir Cibran. Ve belki de, Ermiş'teki bu metafor bu yıllarda şekillenir. 

Ama annesi, yine de özeldir onun için. Bir din adamının kızı olan Kamilah, küçüklükten beri hem Lübnan kültüründen hem de İncil'den anlattığı hikayelerle şekillendirir oğlunun hayal dünyasını. Ki oğul, zaten çizmeye ve yazmaya meyillidir. İleride çizdigi/boyadığı resimler de çoğunlukla mitolojiden doğar. Bir de Lübnan'dan dönünce, iki kardeşiyle birlikte çeşitli hastalıklar sebebiyle aynı yıl içinde kaybettiği annesini resmeder sık sık. Hatta anne figürü, tüm sanat ve yaşayış hayatına tesir eder. Ona göre, güneş toprağın, toprak da tüm canlıların annesidir. 

Bu tasvirinde Kamilah, gözlerini huzurla kapamış ve başını arkasındaki duvara yaslamıştır. reenkarnasyon inancı olan Halil Cibran'a göre annesinin yeniden doğuşu uzak değildir. Bunu anlamamızı sağlayan şey ise Kamilah'nın başını yasladığı duvarda yeniden doğuşu temsil eden bir beyaz kaplan figürünün olmasıdır. Aynı zamanda hayattayken tüm aile için bir güç ve dirayet kaynağı olan annenin gücü de bu kaplanla özdeştir. Ellerini ise, bir bebeği kucaklar gibi göğsünde birleştirmiş olması, Halil Cibran'ın annesinin şefkat duygusuna duyduğu özlemi ifade eder. 

Biraz da ermiş'ten bahsedip bu bahsi kapatmalı sanırım. Yine uzun, çok uzun yazmışım.

Ermiş, şiirsel bir dille yazılmıştır. El Mustafa adındaki bir ermişin 12 sene yaşadığı yerden ayrılırken, halkın kendisine sorduğu sorulara verdiği cevaplar toplamda 28 bölüm halinde toplanmıştır. Bölümlere düzyazı şiiri(poeme prose) demek yanlış olmaz.

Bahsi geçen El Mustafa'nın hangi peygamber olduğu, hatta gerçekte var olan bir peygamber olup olmadığı merak edilir. Hz. İsa ile benzerlikleri bulunsa da El Mustafa, Halil Cibran'ın peygamber ilan ettiği kurgusal bir karakterdir. 

Son olarak Sezen Aksu'nun o harika şarkısını da iliştiriyorum buraya.


Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About