Bembeyaz bir odaya açtı gözlerini, soğuk, küçücük, bembeyaz bir oda. Bir yatak, bir dolap, küçük bir pencereye ev sahibi beyaz bir oda.
Telaşla saate baktı. Derin bir oh çekti huzurla. Geç kalmanın mahçubiyetine elveda diyeli çok olmuştu. Bir daha karşılaşmamalıydı onunla. 2 saat olmamıştı mola vereli. 18 dakika vardı hala. Kocaman bir 18 dakika. Daha bir gününü sığdıracaktı o kıymetli 18 dakikaya. "Uyuyayın üzerine kar yağarmış." derdi annesi, haklıydı da. Çok üşümüştü. Örtünecek bir çarşaf bile bulmaya çalışmadan yığılmıştı yatağa. Bu yorgunluğu ertelemeye mecali yoktu çünkü. Sıcak bir yatağa hasret kalmıştı günlerdir.
Güçlükle doğrulmaya çalıştı. Ayaklarının sızısı bir yandan, bel boyun ağrısı diğer yandan yokladılar ansızın. Aldırmadı yürüdü koşar adım lavaboya doğru.
Buz gibi su kaya gibi çarptı suratına. Uykunun mahmurluğu döküldü pul pul lavaboya. Sessizce terk etti bedenini, akıp gitti. Ağzında açlığın pası duruyordu. En son ne vakit yemek yemiş, ne yemişti hatırlamıyordu zaten. Çarçabuk çalkaladı ağzını. Dişleri sızladı, soğuk suyun dehşetine düşmüşlerdi.
Aynayla yüzleşme vaktiydi şimdi. Zar zor kalkan kollarını başına uzattı. Eliyle açtı karışmış saçlarını. Topladı özensiz yarım yamalak. Kan çanağı gözleri, çökmüş avurtları iyice yerleşmişti yüzüne. Üstelik bir kaç günlük değildi, evveliyatı çoktu. Uzun, uykusuz gecelerin, gün yüzü görmeden geçen günlerin eseriydi bunlar.
Önemsemedi, şimdi karnını doyurma vaktiydi. Bir eylem olmaktan öteye gitmemeye başlamıştı karnını doyurmak artık. Düşündü biraz peynirli börek çekti canı. Çok vakit geçerdi, şimdi zamanı değil diye düşünüp uçuruverdi aklından. Bayat poğaça ve kahve aynı işi görecekti zaten.
Çantasına uzandı hızla. Poğaçayı aradı bulamadı. Bir hışımla tekrar gezdirdi elini. Bu çantada hiçbir şey kolay bulunmazdı zaten. Bazen günleri sığdırıyordu çantaya. Yarım kalan şekerli bisküvi geldi eline. O da bayattı. Her şey gibi. Ayrı bir acılık vardı termostaki kahvede de. Boğazım ıslansın diye düşünüp yudumladı hevessizce.
Tekrar saate baktı, vakit çok az kalmıştı. Buradaki zamanı bitmiş kendi için yaşadığı günün sonuna gelmişti. Düşünmeye değil özlemeye bile fırsat yoktu evdeki ayağı kırık koltuğu, ayaklarını uzattığı sehpayı. Daha çok vakit vardı sıcak duşuyla, yorgunluktan bitiremediği kitabına kavuşmaya.
Şimdi başka hayatlara dokunma vaktiydi. Yaraları sarmaya bir ucundan başlamak lazım gelirdi. Kim bilir kim çalacaktı kapıyı.Belki bir trafik kazası, belki de bir kalp krizi. Kim bilir bir yaramazın burnuna kaçırdığı boncukla uğraşacaktı, bir yandan annesini teselli ederek.
Öyle ya kapıda kuyruk bile olabilirdi. Her işletmenin rüyasıdır kapıda kuyruk. Burada ise fena bir kaosa gebeydi kuyruklar.Gergin bekleyişler, sataşmalar, bağırış çağırış eksik olmaz kuyruğun olduğu gün.
Zamanıydı, beyaz önlüğü geçirdi sırtına. Binbir emek ve umutla kazandığı yaveriydi. Onur duyuyordu taşımaktan. Kazasız belasız bitirme ümidiyle nöbeti, usulca kapattı kapıyı. Koridorun uğultusuna bir ses oldu. Hızlı adımlarla kayboluverdi gözden.