Geçmişin Gölgesi

Eşim, yabancı bir psikoterapi derneğinin eğitiminin süpervizyon kısmında kendi başka bir projesi için eşlikçi olarak görev alıyor yıllardır. 

Eğitim dört yıl sürüyor ve kursiyerler dördüncü yılını süpervizyon sunarak geçiriyor. Her kursiyer beş oturum terapi örneği getiriyor, eğitim amaçlı hazırlanan meteryali dinliyorlar. Süpervizyonda kullanılan, seansı dinletilen danışandan, seansların süpervizyonda kullanılacağı belirtilerek izin alınıyor. Danışanın arkası dönük vaziyet video kaydının alındığı bir yöntemle seans tamamlanıyor. Ayda bir defa sıra hangi kursiyere geldiyse yayınlıyor seansını. Eğitimci kursiyeri değerlendiyor, yanlışlarını doğrularını söylüyor diğerleri de dinliyorlar. Her kursiyerin kendine göre bir dersi vardır çıkaracak. Eğitimcinin anlattıkları altın değerinde çünkü dört yıl için ödenen para binlerce dolar.

Ayda bir gün dinliyor eşim eşlikçi olarak, bazen geceye denk geliyor. Dün gece de çocukları uyuttuktan sonra bir tanesine kulağım takıldı, ilgimi çekti o izlerken, 2 dakika kadar dinledim, çıktım odadan.

Bulimik bir danışandı anlatan. Kadın içinde kocaman bir boşluk hissettiğinden, bu boşluğu doldurmak için sürekli yediğinden, daha sonra yediklerini çıkardığından. Her çıkardığında bir terk edilişi tekrar yaşadığından, bunun günlük rutini haline geldiğinden, sürekli metabolik başka sıkıntılar yaşadığından felan bahsediyordu bir kısımda. Tabii ben evveliyatını ve detayını bilmiyorum ehil de değilim sorunun ne olduğunu anlayamadım. Sonradan merak ettim  kadının sorununu, öğlen sordum kadına ne olduğunu. Danışanın terk depresyonu yaşadığını ve intihar girişiminde bulunduğunu söyledi. 

İnsanların ilişkilerinin bitmesi sonucu yaşadıkları boşluğun derin bir hal almasından sebep bu durumun tetiklendiğini, aslında sorunun kökeninin bambaşka sebepleri olabileceğinden bahsetti.

Domino taşları gibi düşünün, her düşen taş diğer taşı düşürüyor. Danışanın ibretlik bir öyküsü var, kökenleri annesinin yaşadığı bir travmaya dayanan.

Danışanın annesi ilk çocuğunu kaybetmenin yarattığı travmayla danışana fazlaca sarılıp, bütün yaşantısında etkin bir rol oynuyor. Kişiliğini destekleyip birey olmasına bir türlü izin vermiyor. Çocukluktan itibaren bütün kararlarını annenin etkisiyle alıp, yaşantısının tamamını onun etkisiyle şekillendiriyor.

Sonrasında bu durum, danışanın bağımlı bir kişiliğe dönüşmesine neden oluyor.

Yani bir bireyi çok sahipleniyor ve o kişiyi memnun etmek için büyük çaba harcıyor. Duygusal, fiziksel, cinsel bir sürü istismara bile ses çıkarmıyor çünkü sürekli ayrılma korkusu yaşıyor. Bunların temelinde annenin aşıladığı, yanında biri olmadan var olamayacağı düşüncesi var.

Ve bir gün olan oluyor terk ediliyor. Terk edildiği anda da terk depresyonuna düşüyor. Depresyonun içinde debelenirken, aklına fiziksel olarak beğenilmediği için terk edildiği olgusu yerleşiyor. Bir sürü estetik operasyon geçiriyor. Sürekli zayıflama çabalarında bulunuyor. Zayıf ve güzel olursa terk edilmeyeceğini zannediyor. Bu defa da bulimia rahatsızlığına yakalanıyor.

Fakat ne yaparsa yapsın o boşluğu bir türlü dolduramıyor. Sonuç psikiyatri kliniğinde intihar girişiminde bulunmuş hayatının baharında bir insan. Hayatı kararan ve çocuğunun da hayatını karartan bir anne. Annenin geçmişinin gölgesi, kızının geleceğinin laneti olmuş. Çok acı değil mi?

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About