Partneriyle tartışan bir insanın, iş büyüyüp hır gür uzamasın diye söylemek isteyipte söyleyeceklerini sürekli yuttuğunu düşünün, illaki denk gelmişsinizdir. Her tartışmada duygu ve düşüncesini ifade etmeyip içine atıp bastıran, ilişkisinin ömrünü bu yolla uzatmaya çalışan bir insan.
Ya da çekingen, çoğu kararını başkasının etkisiyle veren, hayatında söz hakkını hep başkasına veren bir insanı düşünün. Senaryoda kendine biçilen bir rolü oynamaya mahkum gibi, yine hiçbir duygusunu, düşüncesini ifade edememiş, hiçbir isteğini gerçekleştirememiş bir insan.
Bir örnek daha; annesi tarafından yeterli sevgi ve ilgiyi görmeyen, annesinin onayını almak için sürekli çabalayan kendinden tavizler veren, ilerleyen yaşlarda da aynı hissiyatla annesinden alamadığı bu onayı elde etmek için çevresinde ki tüm kadınlara da aynı şekilde yaklaşan insan.
Bu durumlar kişide zamanla, pişmanlık duygusundan tutunda depresyona kadar geniş yelpazede birçok kötü duruma sebebiyet verebiliyormuş. Pişmanlık, öfke, depresyon gibi duygusal tepkilerin yanı sıra fiziksel semptomlar da ortaya çıkabilir. Ağlama krizleri, baş ağrıları, kas gerginliği gibi belirtiler, bitirilmemiş işlerin vücut üzerindeki etkisini gösteren örneklerdir. Bu nedenle, bitirilmemiş işlerin ciddi sonuçlara yol açabilen rahatsızlıklar olduğunu söyleyebiliriz. Bakın bu sayılanların hiçbiri hafife alınabilecek rahatsızlıklar değil.
Bu gibi durumlar literatürde tamamlanmamış/bitirilmemiş işler olarak değerlendiriliyor. Bitirilmemiş işler, kişinin geçmişte yaşadığı deneyimlerde duygusal, düşünsel veya fiziksel olarak tamamlanmamış olan unsurları temsil eder. Örneğin, bir tartışmanın ardından içerisinde kalan duygular, söylenmeyen düşünceler veya gerçekleştirilemeyen istekler gibi unsurlar bitirilmemiş işlere örnek olarak verilebilir. Bu bitirilmemiş işler, bilinçdışında bir yarım kalma hissi yaratır ve zamanla kişinin yaşamında sorunlar yaratır.
Bitirilmemiş işler, genellikle ilişkilerde, aile geçmişinde veya çocukluk deneyimlerinde ortaya çıkar. Örneğin, biriyle olan tartışmada duygusal tepkilerimizi bastırıp ifade etmemek, ebeveynlerden yeterli sevgi ve ilgi görmemek veya başkalarının etkisiyle kararlar almak gibi durumlar bitirilmemiş işlerin temelini oluşturabilir. Bu yarım kalan unsurlar, kişinin içinde biriken bir enerji olarak kalmaya devam eder ve sağlıklı bir şekilde ifade edilmediği sürece sorunlara yol açabilir.
Aslında en sağlıklısı zamanında kişinin kendini ortaya koyup, duygunu yaşayıp düşüncesini ifade etmesidir. Fakat kişi bazen bunu yaparsa işlerin içinden çıkılamayacak hale geleceğini düşünerek kendini ötelemeyi tercih eder. Bu durum da kişide yukarıda sayılan birçok rahatsızlığa neden olur.
Bu durumu aşmanın en iyi yolu kişinin ötelediği, yarım bıraktığı duygu ve düşüncesiyle yüzleşmesidir. Bir rehber eşliğinde mümkünse fiziki değilse çeşitli tekniklerle hayali bir yüzleşme de faydalı olacaktır.