Hiç, bir sabah uyanıp gördüğünüz kâbusun birkaç saat sonra gerçek olabileceğini düşünüz mü ya da rüyanız gerçekleşti mi?
Doğrusu benim başıma birkaç defa geldi. İlki, amcamın 16 yaşındaki hemofili hastası kızının vefat ettiği gündü. Kızcağızın bir iskelden gri puslu bir denize şemsiyeyle defalarca atladığını görmüştüm rüyamda. Acı haberi veren telefon böldü sonra düşmüşümü, korkunçtu. İnsan böyle durumlarda fena tırsıyor. Kızın acısı bir tarafa günlerce uyumaya korkmuştum.
Diğer ikisi babam hastalandığında ve dedem vefat ettiğinde olmuştu. Hal böyle olunca çok korkuyorum kötü bir düşle uyandığım günlerde kötü bir haber alırım diye. Aman neyse biz kitaba dönelim tatsız konular bunlar.
Fu da benim gibi kötü deneyimler mi yaşamıştı bilemiyorum ama o da rüyasının gerçekleşebileceğini düşündü ve hatta bu fikre sıkı sıkı tutunup 22 aksakallı dededen müteşekkil bir tabut filosuna eşlik ettiği kâbusundan hareketle yetkilileri de uyardı ama ne yazık telefonda nakavt edildi, maalesef kendisine inanan çıkmadı. Sonra ne mi oldu?
Olaylar olaylar...
Efendim aşkın, sevginin gücünü hafife almayın. Dünyayı kurtarsa kurtarsa bu yüce duygular kurtaracak, yakarsa da garipler yakacak ya neyse. Halkın büyük çoğunluğu da fi tarihinde böyle düşünmüş olmalı ki en büyük vaadi Gönül İşleri Bakanlığı kurup memleketi aşkla yönetmek olan PAP'ni iktidara taşımış. Sahip olana önemli ayrıcalıklar veren AŞKart dağıtan bakanlığın kapısında meftun kuyrukları oluşturmuş millet. Bu karta layık olacakları seçme işini de ilim irfan sahibi 22 kişiden oluşan bir heyete devretmişler. Fakat ne yazık heyetin ömrü o kadar da uzun ömürlü olmuyor.
Heyet aynı bakanlıkta basın işlerinden sorumlu Fu'nun rüyasındaki gibi hunharca katlediliyor. Bu elim hadiseyle başlayan romanın ilk kısmını Fu'dan dinliyoruz. Kendisi bürokrasinin bağrında yetişmiş bir beyaz yakalı olmasının yanı sıra iyi yetişmiş gözü pek bir dövüş ustası.
Macera Fu'nun kendi çabalarıyla katliamın sorumlusunu bulmayı vazife edinmesiyle başlıyor ve başına binbir türlü bela gelen Fu'nun yolunun lise yıllarında aynı okulu paylaştığı Müntekim ile kesişmesiyle devam ediyor.
Romanın ikinci kısmını da Şebnem Şibumi isimli kadına platonik aşık, hayatını doğa üstü güçlerle iş birliği yapıp absürd intikamlar alarak kazanan Müntekim'den dinliyoruz. Sevdiği kadına büyü bile yapan Müntekim'in geçmişine ışık tutulan romanın bu kısmı hakikaten absürd komedi tadında.
Üçüncü kısım ise Müntekim'in platonik aşkı Şebnem'in anlatımıyla devam ediyor. Buram buram tarih kokan bu kısım aynı zaman da acayip bir romantizm içeriyor.
Temposu hiç düşmeyen hatta son kısımda tavan yapan roman, olayların baş şüphelisi mafya üyesi Hayati'nin anlatımıyla son buluyor. Bu kısımda süprizlere ve aksiyona doyacağınız garanti.
Kendine has yazım tarzıyla öne çıkan Murat Menteş, kelime oyunları, tespitleri, genel kültür bilgisi, benzetme ve tasvirleriyle yine güzel bir iş çıkarmış. Benim gibi macera, polisiye türde kitaplar severlerin bir solukta okuyabileceğini düşündüğüm güzel bir kitap. Altı çizilecek bir sürü cümle var kitapta. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.