Koku


Koku öylesine keskindi ki burununu saatlerce terk etmiyordu. Yeryüzünde varolan bütün kötü kokuların karışımı gibiydi, tarifi zor. Bazen üzerine giyinmiş gibi hissediyordu kokuyu, bazen de peşinde bir gölge, bir kamburla eşdeğerdi. Beynine işliyordu.

Günlerce toprak altında kalan, yanan, parçalanan bedenlerin zihinde yarattığı etkiyi katlayan, yaşanılan tüm vahşeti bağrında taşıyan, durmadan konuşan umarsızca savrulan bir koku.Güzel kokulara, parfümlere olan tutkusunun altında yatan neden bu koku olmalıydı.

Fakültede ilk deneyiminin birinci dakikasında kusarak terk etmişti ortamı halbuki. Ne tuhaf hayat onu buraya savurmuştu, neredeyse her gün buradaydı. Bunca yıllık tecrübeye rağmen kanıksayabildiği bir şey değildi. O yüzden kapıya bir kaç adım kala yüzüne geçirdi maskeyi. Pek maskesiz dolaşmazdı bu odada. Yüzünün halini saklamak için bahanesi bol, iyi bir öğeydi.

Hastanenin en ücra köşesiydi burası. Yanlışlıkla yolu düşenler hariç kimsenin bilerek, isteyerek uğramayacağı soğuk karanlık bir yerdi.

Bu defa ki kimdi acaba ve neden buradaydı. Birazdan bu soruların bir kısmı cevaplanacak bir kısmı yanıtsız kalacaktı. Yavaş yavaş tamamlanacak bu yapbozun ilk parçaları masanın üzerindeki dosyanın içinde olmalıydı.

Savcı çoktan gelmiş de fazlaca beklemiş gibi gergin bir ifadeyle "Merhaba hocam" dedi. Bu odada kimseden rahat olması beklenemezdi zaten. Teknisyen ve fotoğrafçı aynı anda girdiler kapıdan. Onlarlarla da merhabalaştı. Prosedürü başlatmak için maktûlun gelmesini beklemeye koyuldular.

Çoktan soğumuş koyu bir kahveyi masanın kalabalığını aralayıp bilgisayarın yanına titizlikle bıraktı. Hiçbir zaman yudumlamaz sadece arada koklardı. Dosyayı alıp kabaca göz gezdirdi.İlk bulgular önemliydi.

Savcıyla daha önce çok karşılaşmışlardı. Laubaliliği sevmeyen ziyadesiyle ciddiyet sahibi, sert bir mizaçlı bir insandı.Nezaketen hal hatır sorar, ihtiyaç dışında pek konuşmazdı.

Zaten fotoğrafçının dışında kimse fazla konuşmazdı işlem esnasında.Biraz geveze genç bir çocuktu. Mizah anlayışı ve şakaları kimseye hitap etmese de bu buzhaneyi birazcık olsun ısıtan tek insandı. Uzun sessizliklerin bazen bozulması gerekiyordu. Bu çocuk bu görevi layıkıyla yerine getiriyordu. Kimbilir, belki de fazlasıyla stres ve gerilim yüklü dakikaları bu şekilde atlatıyordu. 

İki hademe kapıyı gürültüye araladılar, tekerlekli sedye üzerindeki maktûlü özensizce bıraktılar metal masaya. Eldivenleri giyip masaya yanaştı.Başlamaya hazırdı. Prosedür gereği savcıyla kısa bir müzakereden sonra gri kirli örtüyü genital bölgeye kadar açtı. Ses kaydını başlattı.

Maktûl, on dokuz yaşında genç, uzun boylu, beyaz tenli bir kadındı. Upuzun çamur ve kana bulanmış kızıl saçları metal zemine dağıldı. İşlem sırasında ölenlerin yüzüne bakmamaya özen gösterirdi genelde. Bir kaç gün öncesine kadar hayat dolu olan, gülen, ağlayan belki gelecek için planlar yapan insanların son ifadelerini görmek ruhunu fazlasıyla incitiyordu.

Bu defa bakmak gerekiyordu çünkü maktûlün baş ve yüz kısmında derin yaralar vardı. "Açık kalan kanlanmış yeşil gözleri, özenle çizilmişcesine düzgün yüz hatları olan bu kadın burada olmayı neden haketmişti acaba?" diye geçirdi içinden. Gözleri açık ölenlere daha çok üzülüyordu.

Son nefesini verene kadar görme duyusunun çalışmaya devam etmesi onun için korkunçtu. Vücudundaki darbelere bakılacak olursa bu kız yaşadığı tüm dehşeti son ana kadar görmüş olmalıydı.

Fiziki muayeneyi başkası yapsa bile hiç atlamaz tekrarlardı. Teknisyen kesikleri ölçüp not alırken, fotoğrafçı ona eşlik ediyor işaret ettiği yerlerin fotoğrafını çekiyordu. Kendisi de baş kısmından incelemeye başladı. Savcı maktûlun ayak ucuna yakın bir noktada konuşlanmış pür dikkat izliyor, iki hademe teknik ekipmanla ilgili işlemleri yürütüyordu.

İncelemesi devam ederken bir yandandan da kayıt için bulduklarını ilan ediyordu. Fiziki muayene sonucunda ölüm sebebinin kalbe aldığı iki bıçak darbesi olduğuna kanaat getirmişti ancak devam etmek zorundaydı. Vücudunda onlarca kesik ve darp izi olan bu kadına bunu kim yapmış olabilirdi. 

İki hademe elektrikli testereyi çıkarmış hazır bekliyordu. Bistüriyle başın tepe kısmında deriyi kesip kafatasını ön ve arka olmak üzere ikiye böldü. Az sonra bu güzel yüzü boyuna kadar katlayıp bir kabuk gibi soyacaktı. Derinin altında bütün yüzler aynıdı. Gönlü çok razı gelmesede işlemi büyük bir titizlik en az zararla gerçekleştirdi. Kızın kızıl saçları boynunu ve göğsünü örttü.

Teknisyen testereyle kafatası kubbesini çıkardı. Bu fazlaca gürültülü zor ve uzun bir işlemdi. Savcı sıkılmış olmalıydı ki odanın içinde aşağı yukarı turlamaya başladı. Sürekli telefonuna bakmasından bundan çok daha önemli bir işi olduğu anlaşılıyordu.   

Pembe yer yer siyah kan kümelenmiş beyin ve beyinciği çıkardı. Alınan örnekler ayrıntılı inceleme için kavanozlara kondu. Beyni işlem sonrası tekrar yerine koymak defin işleminde fazla miktarda kan akmasına neden olduğundan kapatma işlemi sırasında karnın içine koyacaklardı. 

Sırada göğüs kafesin açmak vardı. Boynunun alt kısmından başlayıp genital bölgeye kadar özenle kesti. Kostotom denilen makasla da kaburga kemiklerini keserek göğüs kafesini açtı. Bütün organları teker teker çıkardı hademe ve teknisyenler organları tartmak üzere aldılar. Her birinden alınan örnekler yine kavanozlara koyuluyordu.

Bağırsaklar, süngerimsi karaciğerler, atmayan kalpler, kepçeyle ara sıra tahliye edilen kan birikintisi hepsi fazlasıyla mide bulandırıcıydı. Ziyadesiyle ölü bu organlar bazen rüyalarında kişilik kazanıp konuşurlardı. Bu yüzden birkaç defa psikiyatrist bir dostunu ziyaret etmek durumunda kalmıştı.

Geceleri ışığı kapatıp uyuyamıyor, yemek yemekte bazen çok zorlanıyordu. Pek inançlı biri olmamasına rağmen yaptığı işlemlerin ölülerin ruhlarına zarar verdiğini düşünüyordu. Böyle yaşamaktansa bazen ölmek bile istiyordu.

Katlanılması zor bu durumu antidepresanlarla baskılamaktan başka çare yoktu. Nitekim işe yaramış, kendi ruhunu da otopsi masasına yatırmayı başarmıştı. Artık işlem sırasında hiçbir şey hissetmiyordu.

İşlemlerin kendine ait kısmını tamamlayıp, kapatma işlemini yapması için yerini teknisyene bıraktı.Teknisyen usulünce gerekli kısımlara pamuk ve bezlerle tamponlar bırakıp dikmeye başladı. Kendisi de işlemi gerçekleştirdiğine dair birkaç evrağı doldurmak üzere masaya yöneldi.

Savcı işin bitmesinin verdiği huzurla ayrıldı. Fotoğrafçı odayı temizlemeye başlayan hademeyle koyu bir sohbete dalmıştı.

İşini bitirip odadan ayrıldı. Kapıda hiç beklemediği bir şeyle karşılaştı.Yaşlı bir çift, buraya nasıl geldilerse maktûlun annesi ve babası olmalıydı. Kadın telaşla koşup önünü kesti. Bu beklenmedik durumda ne yapacağını önce kestiremedi sonra durdu.

Kadın ağlamaktan telef olmuş halde tek bir soru sordu; "Çok canı yanmış mı?"

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About