Saat gece yarısını vurdu vuracak, sallana sallana indi yokuşu. Ufak bir kıvılcımla alev alacak gibiydi, ölümüne içmişti.
Ayakta duramıyor ikide bir düşüyordu. Midesi de çarşamba pazarına dönmüştü, habire kusuyordu. Üstü başı rezil halde yokuştan yuvarlana yuvarlana indi.
Sakin, sıcak bir yaz gecesiydi. Evlerin pencerelerinden sızan televizyonların sesi doldurmuştu sokağı. Uğultular bir yaklaşıyor bir uzaklaşıyordu.
Sokakta birkaç genç kaldırıma oturmuş sohbet ediyordu. Komşuların çocuklarıydı. Kendisini görünce ikisi hemen hareketlendi. Yanına koştular kollarından kavrayıp yardım etmeye çalıştılar. Tanımadı "Bırakın lan beni!" dedi çocukların ikisini de sertçe itti.
Sokağı inleten bu sese Emin abi kulak kesildi darabayı indirmiş. Asma kilidi geçirmek üzereydi. Hızlı adımlarla yaklaştı olay mahalline. Tamam gençler sağolun bırakın bende." dedi.
Emin abi'nin sesini hemen tanıyıverdi. Sıkıca sarıldı. Emin abi omuzundan destekledi marangoz İlhan'ı dükkanın önüne kadar. Kapının önündeki basamağa oturtup dolaba yöneldi. Bir şişe su çıkarıp geldi. Ağzını yüzünü yıkamasına yardım etti. Bir şişe de soda açtı yanına oturdu.
"Niye ettin kendine bunu İlhanım? Ne vardı bu kadar içecek, küfelik olcak." İlhan ufakta olsa kendine gelmişti. Başladı ağlamaya. Kafasını koydu Emin abinin omuzuna.
Bir süre sonra baktı başını kendisinin kaldıracağı yok, hiddetle kaldırdı Emin abi.
"Oğlum ne oldu sana ne bu hal? Yazık değil mi sana? Kalk hadi kalk! Hanım, çoluk çocuk merak eder seni, dükkanı kapatayım atayım seni eve" dedi. "Kimse yok evde bekleyen abi. Sabire çocukları aldı babasıgile kaçtı."
"Nasıl gitti? Ne geldi başınıza oğlum baştan anlat şunu."
"Bittim ben abi mahfoldum."
"Kavga mı ettiniz sabire'yle doğru söyle lan vurdun mu kıza? Yuvasını bırakıp gidecek kız değildir Sabire. "
"Yok abi ne vurması. Kendime kıyarım Sabire'ye kıyamam ben. Tövbe bir fiske vurmadım."
"E sabi sübyanı alıp ne diye gitti bu kız? Taksit taksit anlatmasana be şunu oğlum."
"Hep o Cemal domuzunun yüzünden bu kağıt koptu, bu kağıt gider diye diye kağıt boşa, sabire de babasının evine gitti."
"Ne kağıdı ne Cemal'i oğlum, of düzgün anlat şunu."
"Sekiz ay kadar önce Cemal dükkana geldi. Hatır sorduk, hoşbeş ettik, işleri sordum "Ben bıraktım işi gücü borsa oynuyorum para parayı çekiyormuş, ufak bir sermayeyi servete çevirmek üzereyim." dedi. Şöyle kazandım, böyle aldım, böyle sattım."
"Senin de ağzının suyu aktı tabi."
"Akmaz mı abi? Şu ellerime bak! El demeye bin şahit ister. Sırtımın kamburu çıktı. Akşama kadar boyanın tinerin içinde durmaktan burnum köreldi. On iki yaşımdan bu yana çalışıyorum. Allahın bir günü soluklanmadım. Dile kolay otuz üç yıl abi."
"Eee gerisini de bakalım."
"Ben bu işlerden anlamam pek umursamadım.Cemal gitti gitmesine de aklıma da bir olta taktı. Üç gün sonra hanımın üç beş biriktirdiği vardı. Koydum cebime Cemal'in yanında aldım soluğu. Ben de oynayacam dedim. Dilim kopaydı keşke diyemeyeydim. Cemal işi halletti nasıl alıp satacağımı öğretti vardım geri döndüm. Bir ay kadar takip ettim. O sermayeden iyi kar edince araba boş yatıyor nasılsa evin önünde deyip arabayı da sattım bastım parayı borsaya. İşte uzatmayatım Sabire'nin altınları gitti, araba gitti, ev gitti, hepsi bir yana sabiremle çocuklar gitti abi. Bittim ben elde avuçta da bir şey kalmadı."
"Ah be oğlum. Bu işler aile hastalığıdır. Bir kişi bağımlı olur ama bütün aile acı çeker. Senin gibi çok kişi kaybedecek ki birilerinin cebi dolsun. Emeksiz ekmek yenmez oğlum."
"Ne yapacam şimdi ben abi. Ölsem kurtulsam."
"Yok öyle ölüp kurtulmak. Bu sabi sübyanı bu hallere sen koydun, sen çıkaracaksın. Bak güzel kardeşim; yoksulun çoğu şeyi yoktur ama açgözlü insanın hiçbir şeyi yoktur önce bunu belle.
Zanaatın var oğlum. Bak kendi ellerine benimkiyle bir mi? Otuz üç yılın izleri var o ellerde. Tahtayı adam ediyor, senden daha akıllı o eller. Yeniden başla sıfırdan. Tecrübe sert bir öğretmendir. Önce sınav yapar sonra ders verir. Bu da senin dersin.
Emeksiz zengin olanın, kitapsız bilgin olanın, sermayesi din olanın; rehberi şeytandır der Yunus."
*************************************
Aşağı yukarı böyle bir hikayeye bir gece yarısı pencereden şahit olmuştum. Dün akşam üzeri de bir başkasına değdi gözüm pencereden.
Apartmanın kapıcısının eşi evden kaçmış evveli gün. 38 günlük bebeğiyle eşinin şiddetine maruz kalmış dayanamamış kaçıp gitmiş kızcağız. Dün öğleüzeri bulup getirmişler.
Sonra akşam üzeri bir tantana koptu bahçede. Site sakinleri işten çıkarmaya karar vermişler adamı. Sövüp sayıyorlardı yönetimle birbirlerine. İlk katlarda oturanlar bayağı şikayetçiydi kızı dövüyor gürültüden durulmuyor diye.
Hemen birini bulmuşlar bu sabah başladı. Adamın yaptığı kesinlikle meşru değil o apayrı bir mevzu ama şöyle de bir gerçek var, zaten şiddete meyilli bir adamı 38 günlük bebeğiyle bu dönemde evsiz ve işsiz bırakmak ne kadar doğru.
Eskiden mahallelerin Emin abileri olurdu hikayedeki gibi. Azıtanın kulağını çeker hizaya koyarlardı.İnsanlar birbirini korur kollardı ve bu toplumsal dayanışmanın en iyi tarafıydı.
Şimdilerde kimse kimsenin umurunda değil. Çok özlüyorum o günleri. İyi örnekler iyi şeylere neden olur. Bunu da yazmadan kapatmak istemedim sabır gösterip okuyanlara çok teşekkür ederim.