Beni Bekleme Kaptan

Nazım Hikmet fikirleri yüzünden defalarca yargılanmış ve çeşitli ceza ve kısıtlamalara maruz kalmıştı. Edindiği bilgilere göre son kez verilecek ceza ile de tamamen ortadan kaldırılmak isteniyordu. Deniz subayı olarak görev yaptığı sırada yakalandığı hastalık sebebiyle askerlik görevi yarıda kesilmiş ve hatta çürük raporu almıştı. Ancak 12 yıl kaldığı cezaevinden çıktıktan sonra, yaşı 49 olmuş iken ve üstelik askerlikten muaf olduğu belgelenmiş olmasına rağmen askere çağrılmıştı. Plan açık ve belliydi. Nazım’ın birliğine teslim olması, sonunu getirecek bir sürecin başlangıcı olacaktı. Bu yüzden de yurt dışına çıkması kararlaştırıldı. Ancak pasaport çıkaramaz, yasal yollarla ülke dışına çıkamazdı.

O dönem Nazım Hikmet’in kız kardeşinin eşi olan gazeteci ve yazar Refik Erduran, Nazım’ın kaçışını planlamaya başladı. Onu deniz yoluyla Bulgaristan’a götürecek ve kendisi geri dönecekti. Boğaz’ın Karadeniz çıkışında bir kontrol noktasının olup olmadığını film çekimi bahanesiyle öğrendikten sonra geriye bir araç ayarlamak kalmıştı. Dikkat çekmeyecek iki çeşit araç kullanılabilirdi. Ya balıkçı kılığında bir balıkçı teknesiyle açılacaklardı ya da varlıklı iki kişi kılığında bir sürat teknesiyle. Refik Erduran, o dönem bir iş insanının satılığa çıkardığı sürat teknesini satın almadan önce test sürüşü yapmak bahanesiyle aldı. Nazım Hikmet her yanı gözlenen evinden askerlik şubesindeki işlerini halletmek bahanesiyle ayrıldıktan sonra buluşan ikili sürat teknesiyle Karadeniz’e doğru yol almaya başladı. Erduran’ın planı Nazım’ı Bulgaristan kıyılarına ulaştırıp geri dönmekti. Ancak Karadeniz açıklarında Romanya bandıralı bir yük gemisine rastlayınca Nazım Hikmet şansını bu şileple denemek istedi. Tekneyle yanaştıkları gemiye Fransızca ve Rusça sesleniyor, kendisini gemiye almalarını istiyordu. Fakat gemidekiler geri gitmelerini, onları almayacaklarını işaret ediyordu. Bu talep-ret sahnesi 1 saatten fazla sürmüştü ki sürat teknesi şilebin hızına ayak uydurmak için yavaş ilerlediğinden motor arızası verdi. Nazım Hikmet ve Refik Erduran Karadeniz’in orta yerinde kalakalmışken şilep onlardan heybetli bir yavaşlıkla uzaklaşıyordu.

Erduran, bir süre bekledikten sonra teknenin motorunu yeniden çalıştırabildiğinde yola çıkarken planladıkları gibi Bulgaristan’a doğru yol almak istedi. Ancak şansını son bir kez daha denemek isteyen Nazım Hikmet’in talebiyle yeniden şilebe doğru yanaştılar. Aradan geçen tüm o zaman boyunca gemi kaptanının yaptığı görüşmeler olumlu sonuçlanmış ve Nazım Hikmet’in gemiye sığınma talebi kabul edilmişti. Böylece eşi Münevver’i, oğlu Mehmet’i ve ülkesini hayatının sonuna dek geride bırakarak gemiye bindi.

Geminin kaptanı, o zamanlarda bile yalnız Türkiye’de değil yurt dışında da ünlü olan Nazım Hikmet’i tanıyordu. Gemiye bindikten sonra kaptan kamarasına davet edildiğinde dümenin yanında duran bir defterde adının yazılı olduğunu gördü. Gemi yolculuklarında tüm hareketlerinin, hava olaylarının, durakların, gemi içinde ve geçtikleri yerlerde karşılaşılan tüm olayların kaydının tutulduğu seyir defteriydi bu ve kaptan “Şair Nazım Hikmet’i gemiye aldım” yazmıştı. Romanya’nın başkenti Bükreş’e kadar devam eden yolculukta Nazım Hikmet “bir gün ülkeme yine senin kaptanlığını yaptığın bir gemiyle döneceğim ve o zaman seyir defterini ben yazacağım.” sözünü verdikten sonra ikilinin yolları ayrıldı.

Bu yolculuk sonunda Rusya’ya varmasının ve Türk vatandaşlığından çıkarılmasının üzerinden 12 yıl geçti ve geri dönme umutları tamamen tükendi. Üstelik hastaydı ve iyileşmeye dair umutları da günden güne kuvvetini yitiriyordu. Plehanov gemisinin kaptanına verdiği sözü hatırlayıp dal gibi kesilen umutlarının şiirini yazdı:

“Çok yorgunum, beni bekleme kaptan

Seyir defterini başkası yazsın.

Çınarlı, kubbeli mavi bir liman

Beni o limana çıkaramazsın...”


Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About