Antoine Saint-Exupery, soylu bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Ancak 1900 yılının Fransasında aristokrasi her aileye zenginlik getirmiyordu. Nitekim babası o daha 4 yaşındayken öldükten sonra ailenin orta halli olan ekonomik durumu çöküşe geçti. Bu çöküş yalnızca maddi boyutuyla değil ailenin psikolojik olarak da oldukça yıpranmasına neden olacak kayıplarla beslendi.
Antoine de Saint-Exupéry'nin 15 yaşındaki erkek kardeşi François ateşli bir hastalık nedeniyle öldü. Son anlarında yanında bulunan Saint-Exupéry, bir mektubunda talihsiz çocuğun son anlarını daha sonra Küçük Prens'in vedası bölümünde de rastlayacağımız cümlelerle anlatmış:
"Bir anda hareketsiz kaldı. Hiç ağlamadı. Usulca bir ağaç gibi yıkıldı."
Ancak her şeye rağmen devam eden hayat Antoine de Saint-Exupéry'yi de ileri bakmaya ikna eti. Belki de göğe...
Çocuk yaşlarından beri var olan uçmaya ve uçaklara olan ilgisi, gün geçtikçe palazlandı. Askerliğini Hava Kuvvetlerinde yaptıktan sonra aralarında kamyon tüccarlığı da olan çeşitli meslekleri denemiş olsa da sonunda kendisine göklerde bir iş buldu. Artık bir posta şirketi için havalanıyordu. Ancak edebiyata olan ilgisi de devam ediyordu. İlk uçuş deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı ilk romanları Güney Postası ve Gece Uçuşu böylece yayınlandı.
1935 yılında Paris ve o zaman Fransız sömürgesi olan Vietnam'ın eski başkenti Saigon arasında bir hız denemesi yapmaya karar verdi. Ancak yardımcı pilotu André Prévot'un da olduğu uçağı ile Libya ve Mısır arasında bir çöle çakıldı. Neyse ki ikisi de bu kazadan yaralı da olsa kurtulmayı başarmıştı. Yine de tıpkı Küçük Prens'in yardımına yetiştiği pilot gibi Saint-Exupéry de çölde mahsur kaldı. İki arkadaş yanlarında bulunan birkaç portakal, biraz üzüm, biraz şarap ve sadece 1 günlük su ile 4 gün boyunca nerede olduklarını bile bilmeden kurtarılmayı bekledi. Halüsinasyonlar, sayıklamalar, kavurucu gün sıcağı ve dondurucu gece soğuğuyla geçen 4 günün sonunda bir bedevi tarafından bulunup kurtarıldılar. Bu kaza, Saint-Exupéry'ni geçirdiği ilk veya son kaza değildi. 1938 yılında uçağı bu kez de piste çakıldı.
Başından geçen tüm bu talihsiz kazalar yüzünden kalıcı sağlık sorunları yaşadı. Ancak 2.Dünya Savaşı başladığında Fransız Hava Kuvvetlerinde gönüllü savaş pilotu olmak üzere başvuruda bulundu. Boynundaki hasar nedeniyle başını sola rahat çeviremiyor, elini tam verimli kullanamıyor olsa bile ısrarlı başvuruları sonunda kabul gördü ve savaşa pilot olarak dahil oldu. Savaş boyunca bile neredeyse havada olmadığı her an okuyor veya yazıyordu.
1940 yılında Fransa'nın Almanya'yi işgal etmesi üzerine Fransa'da Almanya'yı destekleyen geçici Vichy Hükumeti kuruldu ve hükümet Fransız Hava Kuvvetlerini dağıttı. Artık ülkesi adına yapacak bir şeyi kalmayan ve yeni hükümet tarafından sevilmeyen Saint-Exupéry, ABD'ye gitti. Bir çeşit gönüllü sürgün olan bu göçün amacı buradaki hükümete yakın olup ABD'yi Almanya'ya karşı savaşa girmeye ikna etmekti. Kendisi ise ABD ordusunda resmen yüzbaşı rütbesiyle savaş pilotluğu yaptı.
New York'ta geçirdiği yıllarda sağlığı hem fiziksel hem psikolojik olarak kötüye gidiyordu. Edebiyata olan yoğun ilgisini ve yazar kimliğini bilen arkadaşlarının "kendini daha iyi hissetmek için" bir çocuk kitabı yazması konusundaki telkinleriyle Küçük Prens'i yazmaya başladı. 1942'de yazımı biten kitabın resimlendirilmesini de bizzat kendisi sulu boya ile yapmıştı.
Küçük Prens, Amerika başta olmak üzere kısa sürede kısa sürede geniş bir okuyucu kitlesi tarafından benimsendi. Fransa'da ise Almanya güdümünde kurulan Vichy Hükümeti Saint-Exupéry'diğer kitapları gibi bunu da yasaklamıştı. Başta bir çocuk kitabı olarak yazımına başlanan Küçük Prens'i özel kılansa barındırdığı metaforlar üzerinden görünürdekinin ötesinde anlamlar ifade etmesi oldu. Saint-Exupéry, kardeşinin ölmünden, geçirdiği kazalara; katıldığı savaşlardan, gördüğü ülkelere kadar birçok unsuru birleştirmiş ve mevcut dünya düzenini masalsı bir kurguya dönüştürmüştü.
Consuelo ve Saint-Exupéry 1931'de evlenmiş ve yazarın ölümüne kadar resmi olarak evli kalmışlardı. Ancak Saint-Exupéry'nin hayatında daima başka kadınlar da olmuştu. Öyle ki ölümünden sonra yazarın eserlerinin yöneticisi, sevgililerinden biri olan Hélène de Vogüé olmuştu. Hatta yazarın biyografisini de yine Hélène de Vogüé bir takma isimle yazmış,Saint-Exupéry'nin evli olduğundan da behsetmemişti. Ancak yaygın kanıya göre Küçük Prens'in B-612'de kalan, kibirli, kırılgan, ama sevdiği ve daima özlediği gülü Consuelo idi. Başka gezegenlerde karşılaştığı çiçekler ve gül bahçesi ise hayatına giren diğer kadınlardı.
Saint-Exupéry, kız kardeşine yazdığı mektuplardan birinde bir çöl tilkisi beslemeyi istediğinden bahsetmiş. Uçuşları sırasında rastladığı bu hayvan da Küçük Prens'te yerini almış, hatta ona evcilleşmenin ne demek olduğunu öğretmişti.
"Evcil ne demek?”
“Artık kimselerin umursamadığı bir geleneğin gereği. Bağlar kurmak demektir.”
“Bağlar kurmak mı?”
“Evet. Sözgelimi sen benim için şimdi yüz binlerce oğlan çocuğundan birisin. Ne senin bana bir gereksinmen var ne de benim sana. Ben de senin için yüz binlerce tilkiden biriyim. Ama beni evcilleştirirsen birbirimize gereksinme duyarız. Sen benim için dünyada bir tane olursun, ben de senin için.”
Biraz biraz anlıyorum,” dedi Küçük Prens, “bir çiçek var... Galiba beni evcilleştirdi.”
Ve hatta Saint-Exupéry, tilki ve Küçük Prens'in konuşmaları boyunca sanki Consuelo ile ilgili bir çeşit günah çıkarmış, gülüne yani Consuelo'ya olan "bağlılığını" vurgulamak istemişti:
"Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.”
Küçük Prens unutmamak için tekrarladı:
“Uğrunda harcadığım zamandır.”
“İnsanlar bu gerçeği unuttular, sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeyden her zaman sen sorumlusun. Gülünden sen sorumlusun...”
Küçük Prens'in gülünü düşününce Saint-Exupéry'nin kendi gülüne yani Consuelo'ya temiz bir aşk ve özverili bir yaklaşımla bağlı olduğu izlenimi uyanabilir. Zaten kitabın en romantik unsurunu oluşturan Gül metaforu Küçük Prens'in bunca etkileyici olmasını sağlayan etmenlerden biri. Ancak Consuelo'nun ölümünden sonra Gülün Öyküsü (The Tale of the Rose) adıyla yazdığı bir kitap taslağı bulundu. Consuelo, Saint-Exupéry'nin ölümünden hemen sonra, yazarın hayatını, tanışma ve evlilik hikayelerini, evlilikleri boyunca yaşadıkları yıkıcı ayrılıkları ama yine de kopamayışlarını yazmıştı. Buradan anlaşıldığı üzere Saint-Exupéry için Consuelo hem vazgeçemediği ilham perisiydi hem de birlikte yaşayamayacağı kadar kaçmak istediği aşkıydı. Tıpkı Küçük Prens'in gülünü seyehat etmek, başka dünyalar görmek istediği için bırakması gibi Saint-Exupéry de onu defalarca bırakmıştı. Bu ayrılıklardan sonuncusu Saint-Exupéry'nin ABD ordusunda Özgür Fransız Hava Kuvvetleri'ne destek olmak amacıyla Cezayir'e gitmesi oldu.
"Benim ülkem o kadar küçük ki nerede olduğunu göremezsin bakınca. Ama böylesi daha iyi. Yıldızım herhangi bir yıldız olacak senin için. Böylece bütün yıldızları gözlemeyi seveceksin. Hepsi dostun olacak."