Filozof Bakkal Yangın


Saat beşi vurdu vuracak, mesai bitti sayılırdı. Tası tarağı toplayıp evin yolunu arşınlama vaktiydi. Bir haftayı daha öyle böyle birirmişti. Haftanın yorgunluğuna haftasonunun rehaveti eşlik ediyordu. "Tabana kuvvet." deyip düştü yola. 

Koca bir yokuşu tırmanacaktı daha, kunduracı yokuşu. Oraya kadar dayanırsa sonrası salınır giderdi yokuş aşağı. Benim diyen adam bile çıkmazdı yokuşu, illaki teklerdi. Yokuşun üstünden çok güzel görünüyordu ama mahalle. Şirin dükkanlar, bahçeli, iki üç kat evler, top koşturan bebeler, kapı önünde sohbet eden mahalleli...

Kendi bebeleri de boya kalemi sipariş etmişti dün gece. "Köşede loto oynar, geçerken de Emin abiye takılır hem ajansı alırım hem kalanları." diye geçirdi aklından. 

Emin bakkal, bilimum ihtiyacı tek çatı altında toplamış zamanının süper marketiydi. Kırtasiyeden züccaciyeye içinde ne ararsanız bulunan bu küçücük dükkan harikalar diyarına benziyordu. 

Bunun dışında Emin abi mahallelinin saygı değer abisiydi. Çayı çorbası hiçbir vakit eksik olmazdı, küçük tüpün üzerinde her daim kaynayan bir şeyler vardı. Dükkanın önünden kim geçerse mutlaka bir fasıl uğrardı içeri. Kimseyi de boş göndermezdi Emin abi, mahallenin ne kadar garip gurebası varsa ara sıra nasiplenirdi kaynayandan.

Karısı vefat ettikten sonra tek başına iki oğluyla beraber yaşama tutunma gayretindeydi. Üstelik ikisi de tıp fakültesi talebesiydi, doktor çıkmalarına çok az kalmıştı. Bu denli zor bir hayatı sırtlanmasına rağmen bir gün bile of dememiş, hiçbir şeylerini eksik etmemişti çocuklarının. İki oğlana hem analık hem babalık yapmıştı. 

Hatrını ne vakit sorsanız "Memleket gibiyim" derdi. Hiç başka cevap çıkmamıştı ağzından. Emin abi bambaşka gözlerle bakardı hayata. Her daim muhalifti düzene. Dirlik düzen bozana da asla aman vermezdi, bir haksızlık varsa dayanamaz dalardı orta yerine. Kafası kırıklarla, çatlaklarla doluydu. Çok vurmuş, vurulmuş onca kavgaya karışmıştı. Şimdilerde, yaş kemale erince bu dükkana sığınıp köşesine çekilmişti. Bir uğursuzluk gördümü yine de göz yummaz, kimseye göz açtırmazdı. Mahalleye musallat olan it kopuk olursa Avni komisere bir telefon çakar, süt liman ederdi ortamı, akrabasıydı komiser Avni.

Ajansı Emin abiden almak lazımdı her akşam. Televizyon yalan dolandan ibaretti, haberler gerçek sebepleri, sonuçları vermezdi, Emin abi öyle mi? Dünü, günü, yarını eğer büker, analizin en kralını yapardı. Diplomalı on tane yorumcu gelse eline su dökemezdi Emin abinin. Gündemi çok sıkı takip ederdi.

Öyle çok okurdu ki, bir sürü kitap vardı masasının altındaki karton kolilerde.  Masanın üstündeyse şekerlemelerin hemen yanında Kapital'den notlar dururdu. Felsefe, tarih ve sosyoloji kitaplarını elinden düşürmezdi. "Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır. Okuyun oğlum cahil kalmayın." diye tembihlerdi lise bebelerini mütemadiyen.

Mahalleli söylediklerinin çoğunu anlamamasına rağmen can kulağıyla dinlerdi Emin abiyi. Bir araba okkalı lafla beraber tam da gediğinde yer bulan taşlarıyla kurduğu afili cümlelere karşısındaki genelde "Nasıl yani abi?" diye karşılık verir, o da "bak güzel kardeşim" diye başlar, sakin sakin açıklardı ne kast ettiğini. Görüp görebileceğiniz en iyi insanlardan biriydi, mahallenin bel kemiğiydi. Dünyaya fazlaydı sanki.

Sallana sallana mahalleye varmış yokuşu tırmanıyordu, az bir şey kalmıştı bitmesine. Derken önce bir duman kokusu geldi hemen ardından yürüdükçe gökyüzünü de kapladı bir kara duman. Panikledi, yokuşun aşağısında büyük bir yangın olmalıydı. Birkaç polis arabası sirenleri açık son gaz geçip gitti yanından. Aralarından biri komiser Avni'nin arabasıydı. Vaziyet fenaydı. Var gücüyle koşup yokuşun başına vardı hızlıca. Kunduracı esnafı, mahalleli, lise öğrencileri topu birlik dışarı çıkmışlar, yangının olduğu yere doğru telaşla yürüyordu.

Ateş Emin abinin dükkanına düşmüştü. Alevler kuşatmıştı bakkalı, bir kül yağmuru başlamıştı. Tanıdık tanımadık tüm mahalle oradaydı, her yer insan kaynıyordu, mahşer yerine dönmüştü ortalık. Millet pencerelerden kovalarla su indirip yangına müdahale etmeye çalışıyordu. 

Nefes bile almadan süratle indi yokuşu. Dükkanın önüne vardığında kalbi kulaklarında atıyordu. Hemen arkasından İtfaiyenin sireni duyuldu. Sağa sola iyice bakındı Emin abiyi göremedi kalabalıkta. Dükkanın içinde olabileceği ihtimalini düşünmek bile istemiyordu. Kimseler de görmemişti Emin abiyi. Kalabalıkta itiş kakış ön tarafa attı kendini. Avni'yi gördü en önde hemen yapıştı koluna. Yüreği ağzında gözleri dolu bekliyordu komiser Avni. 

"Herhalde teyzeoğlu içeride kaldı." dedi Avni'nin çaresizliği sesinde can buldu. İnsanları geri itekleyip bir taraftan da yangına girişti itfaiye erleri. Bir patlama sesi duyuldu aniden pencerelerin ikisi dayanamadı sıcaklığa, patladı. İki itfaiye eri sırtlarında tüplerle girdi dükkana.

Alevler sakinlemişti, çok az kalmıştı yangının sönmesine. İnsanın genzini yakıyordu dumandan, göz gözü görmüyordu. Ümitleri gemi yapmış sulara salmıştı sanki Avni, ağzında sigara çaresiz volta atıyordu bir gözü dükkanda. "Bu cendereden çıkamaz abim" dedi mırıldanarak. Merakla izliyordu herkes. Mahalleli sessizliğe bürünmüş, kimselerin ağzını bıçak açmıyordu. 

Derken sigarayı fırlatıp attı Avni bir hışımla, dükkana doğru koştu. Kollarında Emin abi kapıda aniden beliriverdi itfaiye erleri. Neşeli kocaman bir ıslıkla beraber alkış koptu. Kömür siyahı yüzü, üstü başı parelenmiş vaziyet sapasağlam çıktı mahallenin direği yangının bağrından. Esnaf sevince boğuldu, kimin gözüne boğazına ne dizildiyse bırakıverdi. Bir koltuğunun altında kabanıyla gözleri kapalı alkışlar eşliğinde geçti Emin abi  kalabalığın içinden. Çekilen derin bir oh oldu nihayet.

Beş altı gün sonra millete olan biteni anlatırken gördü Emin abiyi. Üç beş gün hastanede yatmış iyileşince de soluğu mahallede almıştı. Yangına haylaz iki kedi neden olmuş. Kediler birbirini kovalayıp dükkana dalmış küçük tüpü devirmişler. Sonra biri dışarı kaçıp diğeri dolabın birinin altında kalınca Emin abi de onun derdine çıkmamış dışarı. Emin abinin koltuğunun altında sıkıca tuttuğu şey meğer kedilerden biriymiş. 

Olağanca neşeli vaziyet olanları anlatırken birden bir esnaf paylayıverdi Emin abiyi, "Çılgın mısın oğlum sen? Kediyi kurtarmak sana mı kaldı? Baktın yükseliyor alevler çıkaydın dışarı, ne diye uğraştın mendebur kediyle? Cayırdı cayır yanıp kül okup gidecektin." dedi.

Hiç bozmadı Emin abi istifini, bir iç çekti derinden her zamanki sakinliğiyle gülümsedi. "Bak güzel kardeşim, asıl ben o dükkandan tek başıma çıksaydım ölecektim, hem de pişmanlık içinde."

Ne demiş Necip Fazıl "Sonunda 'eyvah' diyeceğin şeylere, başında 'eyvallah' deme. Pişman ol fakat pişman ölme." 

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About