Yavaşlık

"İzlediğim her şeyi ileri sararak izliyordum. Genelde amacım bir an evvel sona varmak oluyordu. Bir süre sonra insanlarla konuşurken onları da ileri sarabilsek keşke diye düşünmeye başladım. Anlatılanı beslese bile olmasa da olur tüm sözcükleri atlasam geçsem. Hatice'nin başına ne gelirse gelsin neticesi önemliydi benim için. Zamanımı çalan her şeyden nefret ediyordum."

Aşağı yukarı böyle bir metni bir yerlerde okumuştum; kadının biri, sabırsızlığını ve tahammülsüzlüğünü buna benzer cümlelerle ifade etmişti, açıkçası garipseyemedim. Nitekim; öyle bir çağda yaşıyoruz ki hayat sizi bir çarkın içinde sürekli koşmaya bir yerlere yetişmeye mecbur bırakıyor. Bu hız çarkının içinde insanların insani değerlerini koruması ne derece mümkün? 

Herkes kendini anlatmanın peşinde; karşıdakini bırakın anlamayı dinlemeye yüksünüyor. Kendinden bile bıkmış, yaşadıklarını unutmak için son sürat koşanlar, çevresi tarafından kabul görmek, sevilmek için üzerinde sakil duran bir giysiyle oradan oraya savrulan ruhsuz insan topluluklarıyla doldu dünya. Ânın içinde kalıp, o ânı kendin olarak keyifle yaşamak lüks resmen.

Kundera da yavaşlığın keyfi nereye gitti, diye sorgulamış bu eserde. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen olayları ve karakterlerin durumlarını öyle güzel bağlamış ki; her bölümün sonuna çok güzel bir tespit ve diğer olayla ya da oradaki karakterle özdeşim var. Yaşama ve insana dair tespitleri, psikolojik çözümlemeleri enteresan ve sarsıcı. Modern insanın yozlaşmışlığını bir tokat gibi çarpıyor suratınıza.

Kendine özgü bir üslubu olan Kundera, kurmaca ile denemeyi, deyim ile imgelemeyi bir araya getiren bir biçimle yazmış eserini. Kundera ile tanışmak için iyi bir başlangıç eseri olduğunu düşünüyom Yavaşlığın.

Ve son olarak hız iblisine teslim olmadan biraz yavaşlamak gerek diye düşünüyorum. Kim olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi ve insani değerleri hatırlamak gerektiğine inanıyorum.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About