Dijital Kale

ENIAC; ikinci dünya savaşı sırasında inşa edilen, 167 m² alan kaplayan, 30 ton ağırlığındaki elektronik veri işleyebilen ilk bilgisayar. Şimdilerde avuç içine sığan, hayatımızın neredeyse olmazsa olmazı haline gelen, yediden yetmişe herkesin sevgilisi tüm bu elektronik zımbırtıların ilk vücut bulmuş hali.

Kendisi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikalı bilim insanları tarafından icat edilmiş. Üretilmesindeki gayenin tahmin edebileceğiniz üzere mayın tarlası oynamak felan olmadığı aşikâr, belki de öyledir. Gerçi savaş bittikten sonra bir sürü teknolojiye ön ayak olmuş ama bu onun bir silah olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Günlük hayatın neredeyse her hücresine nüfus eden teknolojinin sağladığı faydanın yanında kitleleri kontrol ve yönlendirme noktasındaki rolü de hepinizin malumudur. 

O minik cihazlarda gerçekleştirdiğimiz her işlemin dijital bir ayak izi var ve o iz bazıları için çok değerli. Markaların reklam politikalarından tutun da bir siyasi partinin seçim stratejisine kadar bir çok alana ister istemez veri sağlamanın en kolay ve ucuz yolunu oluşturuyor o veriler. Bunun yanı sıra istihbarat örgütlerinin de bir numaralı kaynağı olmuş durumda. Ki bunun varlığı yadsınamaz bir gerçek. Kimse benim kıytırık hesabımı ne yapsınlar demesin çünkü ciddi ciddi yapay zeka uygulamalarından dil çeviri uygulamalarına kadar birçok alanda kullanımı söz konusu ayak izlerinizin. 

Efendim, benim komplo teorilerimi bir kenara bırakıp gelelim kitaba; eser Dan Brown tarafından kaleme alınmış. Amerikan Ulusal Güvenlik Teşkilatı NSA istihbarat sağlamak ve tüm şifreli metinleri çözmek için süper bir bilgisayar yapıyor. Dünyanın en iyi kriptologları ve bilişimcileri tarafından tasarlanan bu makine, günün birinde bir türlü çözemediği bir şifreyle karşı karşıya kalıyor ve olaylar gelişiyor.

Kendini sapla samanın çorba olduğu bir serüvenin içinde bulan kriptolog Susan Fletcher makine başında ter dökerken, nişanlısı David Becker da binlerce kilometre ötede bir katilin gölgesinde mücadele veriyor teşkilatı kurtarmak için.

Açıkçası klasik Amerikan aksiyon filmlerine konu olacak tarzda bir kurgusu var eserin. Lezzet olarak Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar kitaplarının biraz altında kalsa da sürükleyici ve merak uyandıran bir hikaye olmuş. Nihayetinde gizliniz saklınız yok artık anacım, gözümüz üstünüzde diyen bir Amerika resmedilmiş. Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About