Cesur-korkak, zeki-ahmak, iyi-kötü ne çok çeşitli insan var değil mi? Bildiğimiz kadarının katlarcası da geçip gitmiş; milyonlarca birbirine benzemez insan. Ama en erdemlisinin de en canî olanıyla bir ortak noktası vardı. Bu dünyada en az birinde bir izimiz kalası diye verdiğimiz bunca uğraşta ne de çok benzeriz kurma kolu olan oyuncaklara. Ve ki, kurulmuş, ortalıkta aynı anda, sesler çıkararak dönüp duran o oyuncaklarla bile bir benzeri var insanın: devinim mekanizması. Bir başka deyişle tüm devinim kabiliyetinin enerji yönetim merkezi olan bir organ. Bu dinamik enerji üreten organın insan vücudunda olanına, "Değişen, dönüşen" anlamı olan Arapça "Kalp" adını vermişiz.
Peki kalp sadece kan pompalayarak yaşam sağlıyorsa sevgi, nefret, cesaret, sevinç, keder gibi duyguların yönetildiği yer neresi? İnsanı, kurma kolu olan oyuncaklardan ayıran o mekanizmanın adı ne? Beyin, yaşantılar sonucu oluşan tutumlar, hormonlar... Bunlar gerçek ve bu yüzden sıkıcı açıklamalar. Boş verin.
Eski Türkler buna "Gönül" demiş. Ama hayatî sistemin merkezi olan organla, duyguların merkezi olan organın aynı olduğunu da düşünmüş ve bu iki görevi birbirinden ayırmak için aynı organa bir isim daha vermiş. Ür-(iç) kökünden gelen "Yürek" adını da bu amaçla kullanmış. Şu durumda yürek, sol yanımızdaki organın hayatî işlevini; gönül ise duyguların merkezi oluşunu tanımlar.
Gönül kelimesine ilk olarak Orhun Yazıtları'nda rastlıyoruz. Mesela Kül Tigin adına dikilen taşta Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin'in ölümü üzerine duyduğu üzüntüyü şöyle anlatır:
"Kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim yas tuttum. Gören gözlerim görmez gibi, eren aklım ermez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zaman tanrısı buyurunca insan hep ölümlü yaratılmış. Öyle düşündüm.Gözlerimden yaş gelse de engel olarak, gönülden feryat gelse de geri çevirerek yas tuttum."
(...közde yaş kelser tıda, köŋülte sığıt kelser yanturu sakıntım; katığdı sakıntım...)
Feryat, gönülden gelir. Yine Orhun yazıtlarında bir şeyi "Gönlünce" yapmaktan etmekten bahsedilir ve anlarız ki istek de gönülden gelir. Birine gönül veririz, anlarız ki sevgi gönüldedir. Kırılmış birinin gönlünü alırız; rıza da gönül işidir. Kalp yerinde durur, ama gönül sever, sevilir, gücenir, affeder, yara alır, deva bulur. Yüce insanın kurma kolu kalp; insan olan yanı gönüldür.
Öte yandan, cesur ve maharetli kimseler için "Yürekli biri" deriz. Bu da işte, zamanın bir oyunu. Arapça kalp nasıl dilimize girmiş de bugün sol yanımızda olan biten her şeyi betimleyen bir anlam kazanmışsa, yürek de zamanla gönül kelimesinin anlam çeşitliliğinden faydalanmış. Öyle ki köŋ- kökü Uygur metinlerinde "kavrayış, beceri, düşünce kabiliyeti" anlamlarına gelen kelimelerin de köküdür.
Dolayısıyla gönül kelimesinin sahip olduğu bu anlamlar, organ olan kalbi tanımlayan yürek kelimesinin de içini dolduruvermiş.
"Gönül, kendisiyle eş anlamlı gibi görünen bu iki kelimeden neden ayrılır; neden yürek ve kalpten daha munis bir titreşimi vardır?" sorusu için son bir örnek:
Göz yaşına gönül suyu; aynı hisleri paylaşabildiğimiz kişilere de gönüldaş denir. Çünkü keder de gönüldedir, şifalarından biri olan sevgi de. Derin. Değil mi?
Ek: Orhun Yazıtları'nı okumak isterseniz Talat Tekin'in Orhon Yazıtları kitabını öneririm. Kitabelerdeki orijinal metinler ve günümüz Türkçesine tercümesine ek olarak birçok değerli bilgi içeren, iyi hazırlanmış bir kitaptır.