Yolculuk Onuncu Bölüm


Yine bir odaya yanaştılar. Burası misafirler için hazırlanmış küçük bir yatak odasıydı. Annesiyle amcası koyu bir sohbete dalmışlardı.

"Bunu yapamazsın." dedi amcası iteledi kadını.

"Bunun için senden izin alacak değilim" dedi kadın. 

"Sen delirmişsin. Buna izin vermiyorum." dedi adam.

Bu defa kendisi döndü sırtını hızla. Kalbinin çarpıntısını kulaklarında hissetmeye başladı yeniden. Derin derin solumaya başladı iman tahtadında bir baslı hissediyor, nefessiz kalıyordu sanki . Ani bir sarsıntı oldu yerde sendeledi, duvara yöneldi. Çocukla bir an göz göze gelip tekrar zemine baktı. Büyük bir gürültüyle çatırdadı zemin. Tuhaf bir şey ağır darbelerle zemini parçalıyordu. Ne olduğunu anlamadı, çocuğa doğru yönelmek istedi ayakta duramıyordu, üzerine doğru gelen beton parçalarından korunmak için yüzünü kapattı, duvara dayadı sırtını ayakta duramadı, yere oturup kafasını ellerinin arasına aldı. Zemin parçalanıyordu.  Son bir darbe geldi kocaman bir yarık açılmıştı. Gözlerini sımsıkı kapamıştı açtığında dev bir yılanın soğuk yüzüyle karşı karşıya kaldı. Yılan burnunun dibine kadar eğildi yavaş yavaş. Ölümün nefesini yüzünde hissetmeye başladı kalbinin çarpıntısını bile duyamıyordu artık. Çocuğa bakındı göz ucuyla . Yarım yamalak çok uzakta olduğunu gördü bu defa. Yaratık birkaç saniye kaldı burnunun dibinde, açtığı koca boşluktan geldiği gibi gitti hızlıca.

Öylece kaldı bir süre korkudan altını ıslatmıştı, kalkmak istemedi. Kalbi olağanca gücüyle vurmaya devam ediyordu. Düşüncelere boğuldu sessizce bekledi bir süre. Ardından hıçkırıklar yükseldi vücudundan. Yaşadığı utanç korkunun ötesindeydi.  Zemindeki boşluk gibi kocaman bir boşluk açmıştı hayatının orta yerinde, o da kocasını aldatmıştı. 

Kendisinde küf tutan kokmuş bir hücreye denkti bu oda. Onlarca kilitle kapatmış esir etmişti tüm hislerini. Kapısını bir gün bile açıp içeri girmemişti. Kendince, kocasının ilgisizliği nedeniyle yaşadığı değersizlik hissi, bir buhran neden olmuştu buna. Bazen çocuğundan bile nefret ediyordu evliliğini sürdürmesine sebep olduğu için. 

Dakikalarca ağladı sessizce. Oturduğu yerde pencereden dolunaya baktı. Gece sabaha yaklaşmaktaydı. Ayağa kalkıp pencereye doğru bir iki adım attı. Gökyüzünden küller yağmaya başladı birden bire. Yemyeşil bahçe siyaha teslim olmaya başladı. Alevlerin ışığıyla tüm gece aydınlanıyordu üst katta bir yangın başlamıştı. Pencereyi açtı pervazına tırmandı, çocuk yanına geldi hızlıca. Elini uzattı. Yolun sonuna gelmişti kendini aşağıya bırakıp tüm bu olan bitenden kurtulmak niyetindeydi. Sevgisiz büyümüş, yanlış bir evlilik yapıp kocasını aldatan, çocuğundan nefret eden, başarısız aptal bir insandı. Yaşaması için bir sebep yoktu. Buradan da sağ kurtulacağını düşünmüyordu zaten. 

Çocuğa baktı gözlerinde bu defa donukluk değil şefkatli bir ifade vardı tekrar elini uzattı. "elimi tut lütfen" dedi. 

Hiç düşünmeden boşluğa bıraktı kendini, bu yolculuğu bitirecek takati kalmamıştı. Çok kısa bir an süzüldü boşlukta. Düşerken gördüğü tek şey alevlerin arasında çocuğun yüzü oldu. Zemine şiddetli bir çarpmanın ardından bilinci kapandı.

Gözlerini açtığında arabadaydı. 

Hayallerini, korkularını, pişmanlıklarını ilginç bir şekilde resmettiği derin bir uykuya ara vermiş geri dönmüştü zihni. Ağzında bir şeyler geveledi. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Cama yapışan gazete sayfası direksiyon hakimiyetini kaybetmesine neden olmuş kötü bir kaza yapmışlardı. Hiçbir uzvunu hissetmiyordu, yüzü kanlar içinde kalmıştı ağzında kan tadı burnunda kokusu vardı. Arkadaşına bakmaya çalıştı. Kırılan ön camın parçaları vücudunu örtmüş. Onunda her tarafı kesikler içinde kalmıştı. Arabanın her yerinde kan ve cam parçaları vardı. Gözleri açıktı arkadaşının ama hiçbir yaşam belirtisi yoktu, arkadaşı ölmüştü.

Yarım yamalak son bir nefes aktı ciğerlerine, gördüğü son kare, arka koltukta oturan bir çocuğun yüzüydü.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About