Bir stradivariusun sahte neşesine tanıklık ediyordu bugün ev.
Bir bahar tüm ihtişamıyla büyüyüp serpiliyordu geride sessiz sedasız. Çeşit çeşit çiçeklerle bezenecekti az sonra ortalık. Bir bahar tüm renkleriyle girecekti kapıdan. Tüm kapılar açılacak bütün ruhlar özgür kalacaktı. Bütün ayrılıklar sonbaharın kasvetli hüznüne, kışın çetin soğuna bürünmek zorunda değil ya.
Birazdan kapıdan bir kadın çıkıp gidecek tüm kibiri ve kırık kalbiyle. Ve bir adam başbaşa kalacak tüm öfkesi ve mağlup aklıyla. Hayret edilecek bir şey değildi bu. Sonu belli filmler gibi basit ve göz önündeydi. Fakat kimse görmek istememişti. Tam bir göz yumma haliydi anlayacağınız.
Ne yazık, hiçbir zaman bu denli neşe dolmadı, duvarlarında kahkahalar yankılanmadı zaten bu evin. Dianne Dengel tablolarına konu bir an bile yaşanmadı bu evde.
Misal şirin tatlı kurabiyelere yer yoktu bu evin mutfağında. Hep acı baharatlar baş tacı edildi. En güzel sebzeler bir hışımla kıyıldı, kör bir hezeyanla pişirilip servis edildi. Kimse yemedi zaten. Mış gibi yapmaktan ağrıdı çeneleri, döküldü dişleri. Yine de kimse memnuniyetsizliğini dile getirmedi.
Şefkat dolu bir dokunuşa, aşkla işlenmiş bir öpücüğe hasret kaldı uyudukları oda. Karanlıklar içinde birbirine yabancı iki ruha ev sahipliği yaptı yıllarca.
Ve çakıl dolu bir sahile açılıyordu bahçe kapısı. Ucu bucağı görünmeyen mavi bir derinlik bir adım ötedeydi. Ne fena kimse yüzmek istemedi. Korktular çakıllara basmaktan belki boğulmaktan. Kıymetliydi canları en ufak yaraya yer yoktu.
Ya gün yüzünde olmayan yerler?
Görünmeyen yerler kan revan içindeydi. Hiçbir ilacın tesir etmediği irinli yaralarla doluydu. Yaralar çirkindi kimsenin görmemesi gerekirdi. Herkes yarasını en kuytu, karanlık yerlerde kapıların ardına kitlemeliydi. Kimse açmaya cesaret etmemeliydi. Çünkü kimsenin iyileşeceği yoktu. Kangren olmuştu bazı yerler. Kesip atmaktan başka çare yoktu.
Nihayet kadın indi merdivenden ağır ağır süzülür gibi. Hafiflemiş kuş gibi uçuyordu. Baharı kokladı, derin derin çekti içine. Aynı dinginlik adımın ruhunda da yer bulmuştu. Gülümsüyordu.
Belki de ilk kez sevgiyle baktılar birbirlerine. Ayrılığın şanına yakışır bir Rothschild açıp doldurdu kadehlere adam.
Baharın muhteşem kokusu doldurdu salonu ve bütün ruhlar özgür kaldı. Yaralar iyileşmeye başladı.
Son kez kadeh kaldırdılar yitip giden onca yılın şerefine. Kimse konuşmuyordu. Artık konuşacak bir şey yoktu.
Hiçbir zaman da olmamıştı.