Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar



Felsefeciler, sanatçılar, yazarlar... Sanatın tanımını yaparak onun "ne?" olduğunu açıklama için binlerce yıldır uğraşır durur. Çoğu açıklama da sanata yeni bir form vererek akım haline gelir. Oysa mesela bir ayakkabı, sadece bir ayakkabıdır ama bazen, sanat tarafından değil öyküsü tarafından yeni bir form kazanır. Mesela:
Binlerce Çinli kadının ayaklarına yıllara yayılan bir acıyla sözümona lotus şeklini veren demir ayakkabılar.
Cenaze çıkmış bir evin kapı eşiğine bırakılmış ve bir daha asla aynı kişi tarafından giyilmeyecek ayakkabılar.
Kapıdaki köpeğin her gün bir komşudan bir tekini toplayıp getirdiği ve kapı önünü "teksizlik sergisine" çevirdiği ayakkabılar.
Van Gogh'un ayakkabıları.
Macar Yahudilerinin ayakkabıları.

Macar Yahudilerinin ayakkabıları... O ayakkabıların sahiplerine ne olmuştu ki, sanatla ilgili atıp tutan bir yazıya dahil olmuşlardı? Sadece ölmüş olsalardı hayır, değil sanat tarihinde onların arkalarında kalan yakınlarının bile hafızasında bunca özel bir yer etmezlerdi. Gerçi öldüler doğru. Ama...

2.Dünya Savaşı devam ederken Hitler, Macaristan'ın karşı güruhla anlaşma yoluna gittiğini fark ettiğinde ülkeyi derhal işgal etti. Macaristan'ın mevcut kralının yerine ise bir Nazi general getirildi. Ülkedeki Yahudilerin ayak izleri bu zamana kadar birer birer siliniyorken bu tarihten sonra topluca kaybolmaya başladı. Öyle ki savaş bittiğinde Macaristan'da yüz binlerce Yahudi, Yahudi oldukları için öldürüldü. Doğuştan gelen mensupluğu yüzünden öldürülen tek bir insanın çığlığıyla bile yörüngesinden sapsa gerekir dünya. En azından bilinen 200 bin kadın, erkek, çocuk ve yaşlı Yahudinin çığlığı yetmiş miydi ki yine ve yine ve başka yerlerde ama yeniden tekrarı olmasın bu soykırımların?

O yıllarda, Tuna Nehri'nin kıyısında işte bu yüzbinler önce sıraya, sonra kurşuna dizilmişti. Bugün güzelliğiyle büyüleyen Tuna Nehri'ne birer birer düşen binlerin ayakları ise çıplaktı. Çünkü sahip oldukları hiçbir şeyi hak etmiyorlardı. Ne nehir dibi yerine usûlünce toprağa gömülmeyi ne de hadsizce(!) sahip oldukları ayakkabıları. Bu yüzden kurşuna dizilmeden hemen önce hepsinden ayakkabılarını çıkarıp daha sonra onları hak eden başkaları tarafından giyilmeleri için nehrin kıyısında bırakmaları istendi.

Bu olanlardan seneler sonra kurbanların en azından anısını yaşatmak istediler. Macaristan'da yaşayan oyuncu ve yönetmen Can Togay ve heykeltraş Gyula Pauer'in tasarladığı demir ayakkabılar dizildi Tuna Nehri'nin kıyısına yeniden. Onlarca çift kadın ve erkek ayakkabıları binlerce kurbanın kalıcı ayak izleri oldu. İşte böylece sıradan bir ayakkabı demirden de ağır bir hacim kazanıp sanat eseri haline geldi. Olmasaydı iyiydi ya...



Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About