1297, 1298, 1299 1300...
Yolu yarılamış parkın başına varmıştı işte. Çok severdi bu yolu yürümeyi. İlkbahar ve sonbaharda kokular daha konuşkandı. Daha çok şey anlatırlardı. Sonbaharın kokusunu içine çeke çeke, sararan ağaçları hayal ederek kuşları dinleyerek yürüdü parkı. Hafif serin bir öğlen vaktiydi.
Bir kaç adım sonrası ışıklar, karşıda itfaiye ve Cemal Gürsel'in üzerindeydi. Daha sakin olurdu öğle vakti. İşi gücü olmayan azınlığın saatiydi bu saatler. Epeyce acıkmıştı, sabah kahvaltı yapmayıp öğlen yemek alışkanlık olmuştu. "Kebap 9'a girer doyururum karnımı." diye geçirdi içinden. Figen'e uğramak da lazımdı, akşama misafir vardı. Alışveriş falan derken kebap 9 fikrinden vazgeçti. Daha hızlı adımlamaya başladı.
Fakültenin önündeki trafik ışıklarında karşıya geçti. Figen'e uğrayıp eşinin damak zevkine uygun bir tane yaş pasta seçti. Saat tam biri söylüyordu. Aynı tarafta market işini de hallettikten sonra, dondurmacının olduğu kavşaktan tekrar karşıya geçti. Fazlaca oyalanmış yorulmuştu zaten sırtındaki çanta ve poşetler de hatırı sayılır derece de ağırdı. Alışveriş yapmaktan hiç haz etmiyordu.
Kuruyemişçinin önünde aklına sayısal oynamak geldi. Geldi de poşetleri bırak sonra geri topla, masraflı işti vazgeçti. Metro çıkışına çok az mesafe vardı hemen yan taraf eviydi zaten. Bir yandan, ağırlıklar bir yandan açlık, hemencecik bitsin istedi yol, yine hızlandı.
Derken önce bir çığlık koptu duraksadı. Çığlığın peşi sıra büyük bir gürültü sonra daha büyük gürültü ve gürültü giderek yaklaşıyordu. Üzerine doğru bir şey geliyordu. Telaştan anlamlandıramıyordu. Kalbi o kadar hızlı çarpmaya başladı ki bütün sesler, kokular birbirine karıştı. Olan biteni anlamlandırmaya yetecek bir tane bile done yoktu hala.
Ne yapacağını, nereye döneceğini kestiremedi. "Sol taraf dükkanlar sağ taraf yol." diye tekrarlamaya başladı en basit yön tayin yöntemi buydu. Elinde ne varsa fırlattı, sol tarafa yönelmek üzereyken öyle bir ağırlık düştü ki üzerine ve ağırlıkla beraber yere kapandı.
Bu ani düşüşün şaşkınlığından kurtulamadan üzerindeki ağırlığı kaldırmaya çalıştı. Elleriyle yokladığı şey bir insandı.Bir insan gövdesinin altında kalmıştı. Tüm gücüyle süründü. Sol ne taraftı artık hiç bilmiyordu. Hala yerdeydi sırtında büyük bir acı vardı buna rağmen doğrulmaya gayret etti. Sağında solunda ayak sesleri duyuyordu. İnsanlar kaçışıyordu. Çığlıklara korna sesleri karıştı bu kez. Ne olduğunu hala anlamamıştı. Eski binalardan biri mi çöktü, bir uçak mı düştü bilmiyordu.
Aniden montunun kapüşonuna bir el uzandı."kalk kalk kalk" diye tekrarladı.Sesin içindeki dehşet çok kötü bir şey olduğunun habercisiydi. El doğrulmasına yardım etti. Güçlükle doğrulmuştu, dizleri tutmuyordu. Vücudunun hiçbir uzvunu kontrol edemiyordu artık. Her yeri titriyordu."ne oluyor?" diye bağırmak istiyordu var gücüyle, dili dönmüyordu.
Çaresiz çuval gibi bıraktı kendini elin kollarına. Emniyette olduğuna kanaat getirmişti. El onu bir kaç adım sürükledikten sonra bir yere bıraktı."İyi misin?" diye sordu. Cevabı beklemeden uzaklaştı. Zaten cevap verecek durumda da değildi. Midesini alt üst eden bir koku kaplamıştı ortalığı. Kan kokuyordu. Oluk oluk kan.
Çığlıkların yerini bağırtılar aldı. Korna seslerine siren sesleri eklendi dayanacak gücü kalmadı indirdi şalteri. Bir hastane odasında bir yatakta uyandı. Hayatında hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti ve hiç bu kadar korktuğunu hatırlamıyordu.
Ve görme engeli hiçbir zaman bu kadar zorlamamıştı kendini.
*************************************
Ankara Valiliği'nin konuya ilişkin açıklaması şöyle; "01 Ekim 2015 günü saat 13.30 sıralarında Çankaya-Cebeci Dikimevi Kavşağından Kurtuluş istikametine seyir halinde olan toplu taşıma otobüsü henüz belirlenemeyen bir nedenle şoförün araç hâkimiyetini kaybetmesi neticesinde otobüs durağına çarparak kaldırımda yaklaşık (80) metre sürüklenmiştir. Kazada ilk tespitlere göre (12) vatandaşımız hayatını kaybetmiş, (12) vatandaşımız yaralanmış, (8) araç hasar görmüştür."