Babam, annem bana hamileyken gitmiş askere, hamileliğinin son ayında, ben on sekiz aylıkken geri dönmüş. Edirne Keşan'da yapmış askerliğini.
Küçük, yeşil kaplı bir defteri vardı askerlik anılarını yazdığı. Vitrinde evrakların durduğu gözün içinde saklardı. Çıkarır okurdum ara sıra. Benden de bahsettiği kısımlar vardı sayfalarda, hoşuma giderdi.
Günlük gibi her gün yazmış yaşadıklarını. Yazdıklarının çoğunluğu zehir gibi bir soğukta, ya da güneş altında uzak bir noktadan su taşıma üzerine. Her gün çok uzak bir mesafeden litrelerce su taşıyorlarmış, suyun musluklara bağlanmadığı dönemler. Maalesef kardeşi de aynı kaderden kurtulamamış, halam yıllarca evine su taşımış. Apartmana taşınmış yine de bitmemiş çilesi hatta merdivenler eklenmiş üstüne. Hala o günlerin vücudunda yarattığı rahatsızlıklarla boğuşuyor.
Şimdilerde meydana gelen, çok değil iki saatlik bir su kesintisi bile elini ayağına dolaştırıyor insanın, moralini bozmaya yetiyor. Üstelik bir şekilde o musluğu açtığımızda biliyoruz suyun yeniden akacağını. Hayatımızı kolaylaştıran bir sürü teknolojik gelişme kaydetmişiz, hala bir kuyudan ne idüğü belirsiz bir suyu taşıyıp içiyor olabilirdik.
Roketler, uçaklar, arabalar, çamaşır bulaşık makineleri, robotlar, internet bunlar mucizevi icatlar. Gel gör ki üretilen çoğu teknoloji, ikinci dünya savaşından sonra ortaya çıkmış.
İkinci dünya savaşı içinde kullanılan uçak, tank, top, roket, radar gibi uzaktan kontrol edilebilen sistemlerle ilgili gelişmelerin, savaşların sonuçlarına olan olumlu etkileri görüldükten sonra, dünyanın gelişmiş devletleri bilim ve teknolojiye daha fazla yatırım yapmaya başlamışlar.
İnsanoğlu savaşırken otomatik kontrol alanında kazandığı tecrübeyi daha sonrasında da uzaya gitme yolunda yaptığı yarış sonucu geliştirdiği teknolojilerden elde ettiği bilgiyi prodüksiyon sistemlerine uygulamış ve bilgi çağı dediğimiz çağı başlatmış.
Bu yeni çağda kendini sanayi alanında en üst noktaya taşıyan toplumlar bile geride kaldı. Gelişen bilişim teknolojileri ile birlikte değer kazanan bilgi, ekonomilerin başlıca hammaddesi ve ürettiği en önemli ürünü haline geldi. Zengin olmak için ihtiyaç duyulan arazi, bedensel güç, imalat yapmak için gerekli aletler, fabrikalar felan geri planda kaldı, yerlerini gördüğünüz gibi bilgi aldı.
Velhasıl bir tuşa basıp yüzlerce canı tek hamlede nasıl katledebileceğinin derdine düşen insan, musluklara nasıl su getirebileceğinden tutunda cebinize girip sizi esir alan cep telefonlarını da icat etmiş oldu.
Bir süre sonra bu icatlar kitle kontrol ve yönlendirme mekanizmalarına hizmet etmeye başladılar. Ne yiyeceğinizden tutunda ne dinleyeceğininize, siyasi tercihlerinizden tutunda ideal eşinizi seçmeye kadar size bu mekanizmalar yön verdi. Kısacası hayatınızı bir şekilde ele geçirdi.
Aynı mekanizmalar düşüncelerinizi 140 karekterle sınırlandırıp, çerezlik hızlıca tüketilip unutulacak zahmetsiz içerikler üretmeye yönlendirdi sizi. Tek dertleri sahte bir dünya yaratıp içinde debelenmenizi sağlamak ve bu yolla sizi güdebilecek doneler elde etmekti. İnsanoğlu kendi eliyle kocaman bir çöplük yarattı ve onun içinde kaybolup gitti.
İçinde bulunduğumuz çağda tüm okuma yazma alışanlıklarımız bu minvalde şekillendi. Fiziki olarak değilse bile yine birileri tek tuşla milyonlarca beyni yok etti. Azıcık düzgün, elle tutulur içerik üreteni göklere çıkaracak durumlara geldik. Sosyal medya saçmalıklarla dolu bir çukura dönüştü. Beynimiz o kadar küçüldü ki dört işlemi hesap makinesiz yapamaz kimsenin telefon numarasını aklımızda tutamaz olduk.
İçerik üretmekten daha önemlisi insanlar okumuyor anacım okumuyor, ne yapsanız da okumayacak. Uzun bir şey görünce gözü korkuyor insanların.
Hani bilgi çağı? Ne komik ne yaman çelişki.