Bulaşık Krizi

Hakkı: Sezgin bulaşıkları niye yıkamıyorsun oğlum sen. Sıra sende değil mi? Her seferde bu krizin eşiğine getiriyorsun bizi. Ne okuyorsun sen öyle?

Sezgin: Ayrılığın abc'si, başka ne olacaktı? Niletikli bir buhran. Okuduğum her romanda bir kahraman oluyorum ama en çok kendi hikâyemde yoruluyorum be kanka. Canımı en çok acıtan ne biliyor musun? “Ben senin mutluluğunu istiyorum” dedi ve kalktı gitti. Gurumu, onurumu ayaklar altına aldım yalvardım dönmesi  için bana mısın demedi. 

Hakkı: Hıh! Başladık yine. Bitmeyecek mi la bu depresif yılgın günler, bıkmadın mı? Oğlum, fakültenin bahçesine ruja bulanmış izmarit atmışlar topumuz altı aydır onla idare ediyoz sen nereden buluyon bu kadar ayrılık acısını anlamadık gitti. Sırrını çözene madalya takacaz. Hem faturalar da sendeydi bu ay, niye ödemiyon oğlum. Ne yaptın la parayı? Bu nevalelere verdim deme bozuşuruz. Ayın sonu zaten valla 1 lira çıkmaz pederden. 

Sezgin: Oğlum haysiyetimiz beş para olmuş,  gözümüze yaş dolmuş diyorum sen üç kuruşluk faturayı dert kuyruğunun başına kaynak yapıyon. Tam mühendis kafası seninki, sorunları çözmeyi öyle seviyon ki ortada bir sorun yoksa, kendi sorunlarını yaratıyon. 

Hakkı: Yarın gelir gazı keserlerse senin haysiyetinle onurun el ele verir ısıtır artık evi. Duşu, bulaşıkları da göz yaşlarını biriktirir hallederiz iyi mi? Off olan switchlerin yerine de en romantiğinden mum dikeriz artık.

Söyletme şimdi beni.   

Sezgin: "Oğlum kötümser bardağın yarısının boş olduğunu, iyimser bardağın yarısının dolu olduğunu, mühendis ise bardağın çok büyük olduğunu söyler." demişler sen niye hep kötümserde can buluyon. Hem ben yaratıcı enerjimi pratik günlük hayatı daha da rafine eden, iğrenç bir sermaye kazancı olan şeylere harcamak zorunda kalma düşüncesiyle boğuşmaktan bıktım şiire gazele artık verecem kendimi.  

Onu bırak da ya bu ayrılık da ne pis şey be kanka. Özlüyor mu, unutuyor mu nereden bilecen? Kar taneleri gibi yaşıyoruz şu sıra, birbirimize değmeden. Ayrı ayrı eriyerek!

Hakkı: Ne kadar az hareketli parça olursa o kadar iyidir sezgin. Karmaşık pragmatik yaklaşımlara ne oldu oğlum?  Ben Zamanımı, yüksek konseptli şeyler için harcamıyorum. Zamanımı mühendislik ve üretim problemlerini çözmek için harcıyorum. Kendi başıma hayalperest olduğum hâlde başka birisiyle yan yana bulunduğum zaman adamakıllı mühendis gibi, doktor gibi hesaplı olurum. Diplomayı cebine koydun mu herkes seni akıllı zannediyor, hayat budur kirvem.

Hadi hadi giden gitti biten bitti, kalk bulaşıkları hallet de iki lokma bir şey yiyelim. Kaçıncı la bu, her ayın yarısını kavuşma sancına, diğer yarısını ayrılık acısına ayırıyon oğlum sen, bir şey olmaz sana. Ayran gönlüne tükürtme kalk bulaşıkları yıka, yemiyorum artık bu naneleri haberin olsun.

Sezgin: Küçücük gözbebeğimden hayatıma girdin de, kocaman kalbimin neresine sığmadın da gittin? Gittin de ayrıldık mı sanıyorsun? Sen orda sigaranı yakarsın, külü benim içime düşer. Korlanır da korlanır.

Hakkı: Hıh! Arabesk sezgin de geldi. "Buyur kardeş, buyur otur nasılsa ev yol geçen hanına döndü." senin sosyolojik kankan benim kulaklığı hacıladı gitti haberin var mı? Oğlum bak ipsiz sapsızları dolduruyorsun eve bir sabah böbreksiz uyanacaz sayende.  

Sezgin: Kalbin çarpmadıktan sonra on tane böbreğin turşusunu kurarsın anca kanka. İşte böyle ayrılığı seçtin mi her şeyi götüreceksin yanında. Geriye hiçbir şey kalmayacak. Böyle koca bir boşluk bırakılır mı be? 

Hakkı: Nerede oğlum boşluk? Bir metre küp temiz hava yok la içerde. Aç şu pencereyi, vallahi senin motoru çorap kokusu yakıyor ha. On defa söyletiyorsun adamı. Bir lokma ekmek de yok evde. Ekmek alıp gel bari, mutfağı ben toparlarım.  

Sezgin: Ama yok öyle yağma Oyun bitti! Sevildiğini gördün, şimdi unutulduğunu izle. Hiç bir ayrılık benim ecelime hükmedemez! Gelenle doğmadım ki gidenle öleyim! Ne demişler; gidenin ardından nokta koy ki gelen büyük harfle başlasın. 

Hakkı: Hah! Şöyle be oğlum, az kendine gel. Ekmeğin yanına yoğurt da al ayran çırparız. Annemin güveçlerinden dökecem tencereye. 

Sezgin: Bakkala gitmiyorum ben kanka. 

Hakkı: Nere la yine? 

Sezgin: Köşede düğün var, bak sesi geliyor. Az bakınayım. Hem belli mi olur belki hayrın içinde bir manita düşer bu sezgin kula. Hep dert mi yesin bu gariban?   

Hakkı: Allah cezanın versin la sezgin. Ulan iki senedir aynı evde oturuyoz ben bile bir hayrını görmedim. Defol git la.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About