Yaşamak ve hayatta kalmak arasında derin bir uçurum vardır. Bir kuru ekmek yiyip biraz su içen insan nasıl olsa hayatta kalabiliyor. Oysa yaşamak bambaşka bir şeydir.
Maalesef bizler sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz bu topraklarda ve işin tuhaf tarafı çoğumuz bundan müzdarip değiliz. Sosyal ve kültürel ihtiyaçları bir kenara bırakın çoğu elzem ihtiyaçtan yoksun olmak umrunda bile değil çoğu insanın. Tek derdi karın doyurup günü kurtarmak olan insan güruhları.
Bugün gençlerin girdiği sınavlara bakın. Bir tane sınava hayatlarının geri kalanını bağlıyor gençler. Dünyayı bırakın kendini keşfedememiş çocukları, önce yarış atı gibi yarıştırıyoruz sonra da hadi bakalım kendine bir meslek bul, git oku, adam ol deyip bir çarkın içine iteleyiveriyoruz.
Eğitimde fırsat eşitliğinin bile olmadığı bir sistemin içinde süzgecin üzerinde hasbelkader kalanlar kendilerini bir nebze olsun şanslı sayıyorlar. Nice eziyet ve emekle eğitim hayatını tamamlayabilenlerin karşısına bu defa da işsizlik engeli çıkıyor.
Fi tarihinde kuzeye düştü yolumuz iş sebebiyle. Gittiğimiz yer bir deniz ürünleri işletmesiydi. O tesiste, türkiyeden okul harçlığını çıkarmak için giden üniversite öğrencilerine rastladık, arkadaşlar sohbet ettiler çocuklarla moladayken.
Eyaletin aynı yaş grubundaki gençleri eğlence mekanlarında eğlenirken bizimkiler üç kuruş kazanmak için dünyanın bir ucunda günlerce ağır şartlar altında balık temizliyordu. Günde on yedi on sekiz saat gibi bir çalışma düzeninden bahsediyorlardı.
Üzülüyor insan ya, ne bileyim. Ben çok üzüldüm açıkçası hallerine. Daha önce de yazmıştım gençleri çok sevdiğimi. En güzel yıllarının gelecek kaygısıyla heba olmasına, heder olmalarına gönlüm hiç razı gelmiyor. Bizler de aynı şartlara doğduk maalesef, değişen bir şey yok. Potansiyelini bu şekilde ziyan etmek akıl karı değil.
Umarım kimsenin emeği heba olmaz.
