Danaides ve Farkında Kız

Danaides ya da bir diğer ifadeyle Danaus'un kızları, sonsuza dek sürecek bir cezayla cezalandırılan mitolojik karakterlerdir. Bu sonsuza kadar tekrarlanacak cezayı ise bir plan doğrultusunda evlendirildikleri eşlerini aynı anda, aynı karar üzerine öldürmüş olmalarıdır. 

Poseidon'un Belos adında bir oğlu vardı. Belos'un da Danaus ve Aigypithos(Egypt) adında iki oğlu. Bu oğlanlardan Danaus, Libya ve çevresine, Aigypithos ise Arabistan ve çevresine hakimdi. Ama Belos öldükten sonra Aigypithos "Kara Ayaklar Ülkesi" olarak bilinen Mısır'ı da ele geçirip buraya kendi adını verdi. Kimi kaynaklara göre iki kardeş arasındaki düşmanlık işte böyle filizlendi. 

Öte yandan Danaus'un 50 tane kızı, Aigypithos'un da 50 tane oğlu vardı. Aralarındaki husumeti bitirmek isteyen Aigypithos oğullarını, ikiz kardeşinin bu 50 kızıyla evlendirmek istedi. Ama buna rıza göstermeyen Danaus, Athena'nın tavsiyesi üzerine büyük bir gemi yaptırdı ve kızlarıyla birlikte Afrika'yı terk ederek Yunanistan adalarından biri olan Argos'a sığındı. Bir süre sonra ise belki kardeşinden intikam almak için, belki de kaçmanın faydasız olduğunu anladığı için kızlarını Aigypithos'un oğullarıyla evlendirmeyi kabul etti. Ama düğünden önce kızlarına birer hançer(kimi kaynaklara göre birer iğne) verdi ve düğün gecesi damatları öldürmeleri için onları sıkıca tembihledi. 

Babalarının öğütlerini dinleyen 49 kız, düğün gecesi damatları öldürdü, 1 tanesi hariç. Adı Hypermnestra olan kız yanında uyuyan gence kıyamadı ve onun uyandırıp her şeyi anlattı. Ondan sonra da kimi kaynaklara göre babası tarafından zindana atıldı, kimi kaynaklara göre ise kocasıyla birlikte kaçıp kayboldu. 

Kalan 49 kız babalarının azmettirdiği günah nedeniyle yeraltı dünyasına hapsedildi ve önlerine bir küvet koyuldu. Oradaki nehirdeki suyu bu küvete doldurup küvetteki suyla yıkanmayı başarabilirlerse affedilecekleri vadedildi. Ama bir sorun vardı: kızların doldurmakla yükümlü oldukları küvetin altı deliklerle doluydu ve kızlar kova kova su koydukça, su bu deliklerden akıp gitmekteydi ve küvet asla dolmuyordu. Yine de kızlar, bir gün affedileceklerine dair besledikleri ümitle sonsuza kadar delik küveti doldurmaya çalışacaklardı. 

Bu mitolojik hikaye çeşitli zamanlarda çeşitli ressamlar tarafından resmedilmiştir.

Ressam John William Waterhouse önce 1903 yılında şu resmi çizdi: 

Aynı konu ve kompozisyonu bir de 1906 yılında yeniden çizdi: 

Bu ikinci resimde bulunan sağ taraftaki kıza dikkat ediniz. Waterhouse, ikinci resme bu yaptıkları şeyin boş bir umut olduğunu anlamış ve umutsuzluğa kapılmış olduğu yüzünden okunan bir kız eklemiştir.

Bu kızın yüzüne bakınca asıl cezasının şimdi başladığını düşünürüm hep. Şimdi, o artık biliyor ki önlerindeki küvet bir bardak kadar küçük bile olsa onu asla dolduramayacaklar. Hiçbir nehir ve hiçbir göl ve dahi hiçbir vaat, hapsedildikleri yerden kurtulmalari için işe yaramayacak. Günler ve geceler boyunca çırpınsalar bile başaramayacaklar. Ve şimdi, o artık biliyor ki deliklerden akıp giden umududur; sonsuza dek bu umutsuzlukla yaşamaya mahkum oluşu asıl cezasıdır. 

Diğer kızlar peki? Onlar da birgün bunu fark edene kadar çalışmaya ve ummaya devam edecekler. Ve tam da bu sebeple yahut bu sayede, aslında henüz cezalandırılmış sayılmazlar. Çünkü hâlâ inanmaktalar. Çünkü birgün affedilmekle ilgili bir şanslarının olduğunu hâlâ ummaktalar. Çünkü hâlâ fark etmediler ki, o delikten akıp giden umuttur. 

Danaidler'e ne zaman denk gelsem kendi kendime sorarım: "Umutsuz yaşanır mı?" Yani, Waterhouse'un sonradan eklediği o umudunu kaybetmiş olan kızın hayata diğerleri kadar bile devam edebilmesi için ne kadar şansı kalmıştır? 

Sahi yaşanır mı umutsuz? 

Yarını bugünden, bugünü dünden ayırt edebilmek mümkün olur muydu misal umut olmadan? Ya da herhangi bir şey için telaş duymak gerekir miydi? Düştüysek kalkmaya, yandıysak suya, üzgünsek zamana ihtiyaç duyar mıydık? Yaşar mıydık; adı yaşamak olur muydu yahut? Umut... Yaramın üzerinde çirkin, ama iyileşmeyi sağlayan kabuktur. 

Ama ikinci resimdeki "farkında" kızı da silemiyorum hafızamdan. Yanlışlıkla fazla kaşıdığımda yaradan sızan kan, o kız çünkü. Umudun yanıltıcı ve beyhude bir şey olduğunu anladığı o an diğer kardeşleriyle arasında öyle bir tezat var ki az sonra yok oluverecek sanki. Saksımdaki çiçeğin en önce açıp, yaşayıp sonra solan renkli taç yaprağı gibi duruyor, hâlâ yaşamakta olan diğer taç yaprakları arasında. Çok geç artık, hiçbir şeye lüzum yok ve hiçbir şey anlam taşımıyor artık Farkında Kız için.

Çünkü umutsuz yaşanır mı? sorusunun cevabı oluverdi. 

Ben bu yazıyı yazmadan önce bu iki resmi aynamın köşesine iliştirdim ve bu masum günahkarlara İlhan Berk'in şiirini* okudum: 

"En küçük bir şeyden coşardı
Mesela bir kuş uçmasın Kızılırmak’a doğru
Köklerine su yürümüş gibi sevinirdi.
Bir bulut geçsin üstünden
Ayrıklıktan çıkardı.
Dünyayı, derdi, dünyayı
Hiçbir şeylere değişmem." 

Sonra dönüp Farkında Kız'a son mısrayı özel olarak duyurdum: 
"Şimdi yaşamak istemiyor."


*Ayrılığın Yüreği şiiri.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About