Filozof Bakkal Cehalet

Okul zili son kez çaldı o gün. Liseli bebeler kunduracı yokuşunu doldurdular gruplar halinde.

Okulun başlama ve bitiş saatleri amma gürültülü olurdu mahalle. Kalabalığın dağılması yarım saati, hele bahar gelip havalar güzelleşince bir saati aşardı. Gençler otururdu mahallenin kaldırımlarına. Bazende top koştururlardı, bütün gün kudurdukları yetmezmiş gibi.

O gün de güzel bir bahar vardı. Esnaf atmış tabureleri dışarı, kimi gelen geçeni izliyor, kimi sohbet edip vakit eziyordu.

Emin abi'nin işi başından aşkındı yine. Esnafın miskinliğinin aksine onun davası bitmezdi bütün gün. Üç gündür dinsiz olmak ve gençlerin ahlakını bozmakla suçlanan  Sokrates'in savunmasına daldırmıştı burnunu. Nefesi daralarak okuyor, beğendiği cümlelerin altını çizip aklına çakıyordu.

Her dönem aynı terane diye geçirdi içinden. Düşünen, düşünmeye sevk eden, farklı bir pencere açıp bambaşka bir dünyayı işaret eden kim olursa olsun toplum ya bu kişiyi görmezden geliyor ya da itibarını zedelemek için tanrısız, dinsiz olarak yaftalayıp kalemini kırmaktan başka bir şey yapmıyordu.

Asıl mesele aslında toplumun sokakta zamanı katleden esnaf gibi hiçbir şey yapmaması da olabilirdi. Ömrünce akıl erdirememişti insanoğlunun cehaleti savunma ve sürdürme çabasına. İnsanlar yerinde saymayı hatta geri gitmeyi neden bu kadar arzulardı ki. 

"O hiçbir şey bilmediği halde bildiğini sanıyor; ben ise bilmiyorum ama bildiğimi de sanmıyorum." cümlesinin altını çizdi.

"İşte cehaletin müsebbibi" diye geçirdi içinden. Dışarıdan gelen sesler dikkatini dağıttı. Platonla olan randevusuna kaldığı yerden devam etmek üzere ara verdi ve dışarı attı kendini. Lise bebeleri hırgür ediyorlardı. Dertleri neydi bakmak istedi.

Gencin tekini üç kişi araya almış haşat ediyordu. Emin abi hemen araya girdi.Dayak yiyenin kolunu tuttuğu gibi çekip çıkardı aralarından. Diğerlerine de bastı kalayı  "Utanmıyor musunuz  bir kişiye üçünüz dalmışsınız" diye. Dağıttı gençleri. Gencin eli yüzü toz içinde kalmış, kıpkırmızı olmuştu.

"Sağol abi." dedi çocuk mahçup bir ifadeyle.

"Sen sağol genç kardeşim.Adın ne senin?

"Arif."

"Güzelmiş ismin. Ne alıp veremediğin var senin bu zibidi tayfayla  de bakalım, daha önce de gördüm sizi kapışırken."

"Bir şey değil abi ya, sevmiyorlar bunlar beni. Zaten kimse sevmiyor beni."

"Niye oğlum ne ettin de sevmiyor kimse seni? "

"Dirliklerini bozuyormuşum yüksek not alınca. İnek diyorlar bana, sürekli dalga geçip, tartaklıyorlar. Diğerleri de bunlardan tırsıyor kimse yaklaşmıyor yanıma.Bir tane bile arkadaşım yok. Bırakacam okulu canıma tak etti."

"Bak sen şu deyyusların ettiğine sorarım ben onlara, al işte bir şuursuz topluluk daha. Ya sana ne demeli,sana daha çok kızdım şimdi. Okul bırakılır mı hiç oğlum, aklını peynir ekmekle mi yedin sen? " 

"Ne yapayım abi, her gün dayak mı yiyeyim bunlardan. Her seferinde yalan söylüyorum aileme top oynadık düştüm falan diye. Kuyruklu yalan, ayağıma bir gün bile top değmedi benim. Arkadaşım olmadığı için canım sıkılıyor bir köşede okuyup duruyorum ben. Ondan sebep daha çok dalga geçiyorlar. Babamla konuşup gelemeyecem bundan sonra. Oku oku nereye kadar. Zaten okumak karın doyurmuyor diyor dayım; onun mermer atölyesi var, gel çalış elin ekmek tutsun diye ısrarlıyor. En çok o sevinir. Babam izin vermiyor, önce oku diyor."

"Bak güzel kardeşim doğrudur; kitap okumak karın doyurmaz ama karnı tok, kafası boş insan da tövbe muhaffak olamaz. Önce bunu bir belle. Hem ne olcak bir sürü boş arkadaşın olsa."

"Öyle deme abi. Herkesin dolu arkadaşı, dertleştiği biri var. Kitaplar konuşmuyor, top oynamıyor insanla."

"Hayda! Bak şimdi daha büyük ayıp ettin. Kitaplar konuşmaz olur mu hiç? Öyle bir konuşurlar ki aklın şaşar. Bir kitap sadece kağıt ve mürekkepten ibaret değildir oğlum. Her birinin içinde kocaman, yepyeni bir dünya vardır. Seni bir ufuktan diğerine taşır kitaplar. 

Kitapları çıkar bakalım dünyadan geriye ne kalır. Aklı, edebiyatı, ilimi öğrenmeden, anlamadan insanın derdine derman olan bunca icat nasıl bulunacaktı. İşe yarar bir şeyler bulan, bulduğunu diğer nesile aktaran tayfa olmasa uygarlık yerinde sayar bir adım ileri gidemezdi.

Düşünsene kitaplar olmasaydı tarih diye bir şey olmazdı, onu bırak insanlık kavramı olmazdı. İnsanların bütün yaptıkları, düşündükleri, elde ettikleri o kitapların sayfaları arasındadır. Kitap okumak geçmişte yaşamış bilgelerle konuşmak gibidir üstelik.

Yine de arif olan sensin, en iyi sen bilirsin. Elbet fikirlerini anlayan biri yoldaş olacaktır sana, işin o kısmını hiç kafana takma. Bana kalırsa sen sen ol assalar da kesseler de okulu da okumayı da bırakma. Bırakıp da cehaletin kör karanlığında kaybolma. Hadi bakalım beni de platonla sohbetimden alıkoyma."

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About