Patolojik Aşk

Bazı insanlar dünyaya at gözlüğüyle bakmayı tercih eder. Sorunları görmezlerse onların yok olacağını düşünüp sonunda canının yanacağını bile bile ellerini ateşe sokarlar.

Efendim şöyle ki; geçen gün yazdığım bir girdide, masanın bir köşesinde duran eşimin eğitim amaçlı hazırlanmış notlarını okuduğumdan bahsetmiştim. Dün gece de başka birine denk geldim ve paylaşmak istedim. Gerçek insanlara ait olması hasebiyle paylaşmayı önemsiyorum aynı sıkıntıları yaşayanlar varsa belki bir faydası olur diye. 

Bu defaki hayat kesitleri de ibret dolu. Fi tarihinde paylaştığım bir girdide bir narsist ve bir borderline birlikteliğinin patolojik bir aşk olduğunu yazmıştım hatırlayan varsa. Bu öykü tam olarak bu duruma denk düşüyor. 

Bahse konu danışanlar aynı yaşta aynı görevi ifa eden bir çift. Çiftimiz 1 yıl gibi bir süre birlikte olduktan sonra evlenmeye karar vermişler. Bir müddet sorunlarını halının altına süpürüp yaşamayı tercih etmişler ama bir noktadan sonra yayılan koku ikisinin de burnunun direğini kırmış olmalı ki bir uzmana danışmaya karar vermişler ve bu çift birlikteliklerini daha seansları devam ederken bitirmeye karar veriyorlar.

Örnek notun başında belirtildiği üzere uzun bir çift terapisi sonucunda bu ilişkide kadının borderline kendilik örgütlenmesine, erkeğin ise narsist kendilik örgütlenmesine sahip olduğu tespit edilmiş. İlişkinin aslında evliliğe dönmeden önce son bulması gerekiyormuş ama başta da belirttiğim gibi at gözlükleri kolay çıkmıyor demek hep bir mücbir sebep bulmuşlar kendilerince.

Peki, adım adım sona giden bu ilişkide neler olduğunu anlamak için önce  Masterson'ın nesne ilişkileri kuramına göre kendilik örgütlenmelerinin diyatını tanımlayalım. Aslında oldukça detaylı bir konu ve ta 0-3 yaş aralığına kadar gidiyor ama anlatımı basit tutmak için o kısımları atlayıp kaba bir anlatım yapacağım. İşin ehilleri daha iyi bilir, araştırmak isteyen araştırabilir. Neticede ben de ehil değilim okuduğumu aktarıyorum. 

Bu kurama göre  borderline kendilik örgütlenmesine sahip bir bireyde diyat iyi taraf ve kötü taraf olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Diyat dediğimiz şey bir ikili ilişkinin içeriği gibi düşünebiliriz.

Önce iyi tarafa bir bakalım. Bu kısmı ilişkide her şeyin yolunda gittiği kısım olarak görebilirsiniz. Bu tarafta borderlinenın karşısındaki kişi, ki buna sevgi nesnesi deniliyor, bilinç dışında ödüllendirici bir nesne ilişkileri parçacığı olarak nitelendiriliyor(seven, değer veren...). Her şey yolunda giderken bu kısımda duygulanım noktasında borderline kişi kendini sevilen, değer gören, görülen bir insan olarak hissediyor ve haz egosuyla çalışan bir kendilik oluşturuyor. Ego kapasitelerinden az biraz bahsetmiştim hatırlayan varsa. Aslında bu gerçek bir ego kapasitesi değil. Sadece karşıdaki kişinin davranışları iyi yönde olunca oluşan bir hissiyat. Ve bu hissiyatla borderline kişi karşısındaki kişiye amiyane tabirle yapışıyor, o ilişkiyi elinde tutmak için her şeyi yapıyor. Ve karşısındaki kişi bir narsist ve narsist kendilik örgütlenmesine sahip kişiler tahmin edebileceğiniz gibi bu pohpoh işlerini çok severler. 

Bir de işler kötüye gitmeye başladığında neler olduğuna bir bakalım; zira narsistler işleri mahfetmeyi çabucak başarır. Bakalım bu narsist karşı tarafta nelere neden olmuş. İşlerin kötü gittiği kısımda, karşı taraftaki kişi borderline kişiliğe iyi davranmayı bıraktığı anda geri çekilen bir nesne ilişkisi parçacığına dönüşüyor(sevmeyen, değer vermeyen...). Bu durum da borderline bir kişide duygulanım noktasında istenmeyen, sevilmeyen, görülmeyen ve en önemlisi de sevilmeye layık olmayan hissiyatlarını oluşturuyor. Bu durumun borderline kişinin kendilikteki tezahürü terk depresyonuna benzer türde hissiyatlar. Öfke, terk edilme korkusu, panik, boşluk, çaresizlik vb. Bu noktada borderline gözü kesiyorsa işleri tekrar iyi tarafa çekmeye yani daha çok yapışmaya başlıyor, gözü kesmiyorsa iyi taraftaki hisleri tekrar yaşayabileceği kısımlara yöneliyor.

Özetle borderline kişi sevildiği noktada bulunmak için elinden gelen her şeyi yapıyor diyebiliriz.(tam tersi de söz konusu aslında işgale uğradığında da kaçabilen bir yapısı var ama bu bizim ablamız değil, bizimki yapışan türden.) 

Gelelim narsiste; onun diyatını borderline gibi açıp uzatmayacağım belki başka sefere. Buradaki tek rolü, borderline kadın tarafından kırıldığında onu tamamen yok sayması. Narsistler biri tarafından onaylanmayıp eleştirildiğinde kötü kısma hemencecik geçip o kişiden uzaklaşır.

Bu çiftin kırılma noktası öyle trajikomik ki; sebep adamın evlilik öncesi göze batan göbeği. Evet yanlış okumadınız minik bir göbek. Evlenmeden bir iki ay önce kadın adama düğünde fit görünmesi için spora ve diyete başlaması noktasında baskı yapıyor. Adam zaten bunların hiçbirini yapmadığı gibi o saatten sonra kadını resmen yok sayıyor. Kadın tüm düğün hazırlıklarını bildiğiniz kendi başına yapıyor, evlendikten sonra da yuvasını adamdan hiçbir yardım görmeden çekiyor çeviriyor. Adamın kendisine olan tüm ilgisizliğini adamın çok çalışmasına, yorulmasına ve görüşememelerine bağlıyor. Halbuki adam kadını görmek dahi istemiyor. Adamın ilişkiyi devam ettirmesindeki tek neden; kadının her tartışmalarında hastanelik olacak kadar hastalanması bunun neticesinde de yaşadığı suçluluk hissi. Kadını bırakırsa kendine bir şey yapmasından korkuyor. Adamın seansta söylediği şu cümle işin kilidi; "bana göbekli bir damadın kolunda o salona giremem lütfen biraz toparlan hayatım dediği an bu kadına olan tüm sevgimi ve ilgimi kaybettim."

Netice uzun süren bir terapi süreci sorunun küçük bir göbek olduğunun tespiti ve el sıkışıp boşanma. Yaa, gencolar çok tanıdıktır bu hikaye illaki görmüşsünüzdür. Dilim döndüğünce basit olarak bir örnek üzerinden anlatmaya çalıştım. 

Kıssadan hisse six pack önemli, o kısma dikkat.

Meraklısı için Masterson'ın nesne ilişkileri kuramının okunması gerektiği belirtilmiş.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About