İnsan en küçük bir geri dönüş umudu olmadan da olsa reddettiği veya terk ettiği bir yaşantının daima kendisini hazır beklediği yanılgısına kapılır. Seçtiği yeni iklimde kök salıp, çiçeklenip meyveleneceğini düşünür.
Ancak öngörüler yanıltıcıdır. Köklerinden kopmuş biri artık her yerde yabancıdır. Hayata gözlerini açtığı toprağına yıllar sonra geri dönse bile; dünyayı, tıpkı yirmi yıl sonra mezarından çıkan bir ölü nasıl bulursa, öyle bulur. Durmadan eski yaşantısının kalıntılarına takılıp tökezler. Geride bıraktıkları tarafından unutulmak ve geride bıraktıklarını unutmak bu yabancı hali derinleştirdikçe derinleştirir.
Bilmemek romanı, hatırlamak, yalnızlık, yabancılaşma, yurtsuzluk, bellek ve unutuş üzerine bir eser. Kundera; yabancılığın yol açtığı yalnızlık ve anlaşılamamayla şekillenen iki kimliğin psikolojik yapısına değinmiş iki örnek üzerinden. Sovyetlerin Çekoslavakya'yı işgaliyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Irena ve Josef'in ülkelerine geri dönüşlerini konu almış.
Yakın dönem Avrupa tarihi ve komünizmin etkileri de gerçeklikten kopmadan yer bulmuş kitapta. Ters köşe bir finalle sonlanan eser, aidiyet ve gerekliliği üzerine bolca soru ve cevap içeriyor. Bir solukta okunabilecek, altı çizilecek çok fazla tespit içeren bir eser. Kundera en sevdiğim yazarlardan biri nasip olursa tüm eserlerine değineceğim.
Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.