Dokuz Altı Girdabı


Kafasını direksiyondan aniden kaldırıp dikiz aynasında sararan yüzüyle göz göze geldi. Torpidoya uzanıp derinleri yokladı. 38'lik bir  revolverdi kavradığı, smith & wesson. Ağaç kabze ve siyah bir gövde, tam bir klasik. 

Tuttuğu gibi kabanının cebine attı. Hayatını mahfeden gereksiz bir tayfayı eşek cennetine göndermek üzere kapattı kontağı. Hedefine kilitli altı kurşun tanesi inci gibi dizilmiş yolculuk zamanlarını bekliyorlardı.  

İçinde bir sevinç terk etti aracı. Bir eliyle cebindeki emaneti kavrar vaziyet koşarak çıktı otoparkın merdivenlerini. Binaya girip devam etti merdiven çıkmaya, çabucak varmıştı ilk hedefe, birinci kat mutfak. Parmağı tetiğin üzerinden hiç inmemişti yol boyunca ve usulca çıkardı emaneti cebinden sonunda, sessizce açık kapıdan içeri daldı.

Çay dolu bir tepsiyi yüklenmiş çaycıyla göz göze geldi. Silahı görür görmez şaşkınlıktan donup kalan çaycı elindeki tepsiyi düşürüverdi. Gözünde tarifsiz bir korku faile bakakaldı. Çaycının dili işlemeyi bıraktı, kekeleyerek bir şeyler söylemeye çalıştı. Fail hiç dinlemedi, "Sağ tarafına dön!" diye höykürdü. Sendelerek geri geri gitti çaycı. Sırtını mutfağın son noktasına dayadı. Bu defa daha gür bir şekilde "Dön lan sağ tarafına!" diye bağırdı. Çaresizlik içinde sağ tarafına döndü çaycı, vücudu tir tir titriyordu. Hiçbir şey anlamadan insanı sağır eden bir silahın ateşiyle yandı çaycı. Minnacık mutfağın duvarları kana bulandı. Mutfaktaki işini bitirmiş olmanın rahatlığıyla "Sen en yakındaydın, üzgünüm, buradan başlamak zorunda kaldım. Bence şanslısın işin çabuk bitti." dedi fail. 

Bir gün bile sıcak demli bir çay getirmeyi becerememişti pis herif. Döke saça, iğrenç kokan bardaklarda, imamın abdest suyu gibi çayı, iki yudum içmeden yangından mal kaçırır gibi toplayıp alıyordu insanın önünden. İşini sevmeden yaptığı o kadar belliydi ki kulakları sağlam olmasına rağmen onca şikayete kapatmıştı onları. Artık iyi bir bahanesi vardı, sağ kulağı zerreciklere ayrılmıştı.

Hedefi tam on ikiden vurmuştu ilk kurşun, ilk barut bulaşmıştı parmaklarına. Gururlu ve bir o kadar keyifliydi. Hemen ayrıldı oradan, evrakların dağıtıma çıktığı odanın yolunu tuttu vakit kaybetmeden. Paldır küldür daldı içeri. Odada iki kişi şaşkın bakışlarla ona bakıyordu, sadece biri vardı kurşunun hedefinde, "Köşeye geç lan!" diye bağırdı. Evrakları dağıtmakla görevli memuru diğerinden ayırdı. Ayakların  hangisini hiç edeceğine karar verememişti. Kısa bir fikir teatisi yaptı kendisiyle, sağ ayağı oturttu hedef tahtasına ve bam. Adam acılar içinde yeri öptü.

Bir üst kata çıkmaya üşeniyordu şerefsiz herif, o yüzden biriktirip çıkarıyordu gelen evrakları. Neredeyse bütün süreli evraklarda tenkit yiyordu bu herifin yüzünden. Bir ayağı sakattı artık, onun da iyi bir mazereti olmuştu, bu işi de tamamlamıştı.

Şimdi hedef, odasının karşısındaki komşuydu. Buraya paldır küldür girmenin bir alemi yoktu, kapı hep açıktı. Zaten bir hanımefendinin odasına da böyle girilmezdi. Nazik bir şekilde tıklattı kapıyı. "Üzgünüm hanımefendi sizi çenenizden vurmak zorundayım." dedi ve tereddüsüz bastı tetiğe. Bu çok kısa süren eylem hiç keyif vermemişti.

Bu kadının insanın yüzünü bir gün bile güldürecek bir haline rastlamamıştı zaten. Her mesai gününü telefonda aptal domestik bir muhabbetle geçiriyor, koridorun tamamına da dinleme cezası kesiyordu. Allahın bir günü, kazara bile susmamıştı. İnsanın tahammül sınırlarını yıkıp dağıtan bu kadının sesini yok etmek failin bir nevi boynunun borcuydu.

"Sıradaki kim" diye mutlulukla haykırdı. Sırtını dönüp kendi odasına yöneldi. Çalışmak yerine sürekli mazeret üreten, her gün geç kalan, hiçbir şeyi umursamayan, tembel, beceriksiz işin özü, insana dair tüm olumsuz vasıfların vücut bulduğu sorumsuz bir aptalla paylaştığı odaya ilk defa bu kadar umutlu adım attı. 

Mesainin tamamını oturduğu koltuğa yapışık vaziyette boş işlerle dolduran bu popoyu havalandırmanın zamanı gelmişti. "Dön arkanı, duvara yaslan!" diye bağırdı. Olan bitene bir türlü anlam veremeyen genç silahın kabzesini yedi kafasına ve yerde buldu kendini. Fail ite kaka kaldırdı genci, sırtı dönük duvara yapıştırıp geri çekildi. Çocuk hep sol tarafına kaykılıp oturuyordu, o yüzden sol tarafı seçti bu defa. Gencin sol kalçasına nişan alıp ateşledi silahı. Acı çığlıklar eşliğinde yere kapandı genç çocuk. Gence olan kini bir kurşunla bitecek gibi değildi. Ama kalan iki kurşunun sahibi vardı, ziyan edemezdi.

Hedefi tekrar on ikiden vurmanın haklı gururuyla çıktı odadan, kurum müdürünün odasına doğru adımlamaya başladı. Sapık, ciğeri beş para etmez bir herife haddini bildirmenin zamanı gelmiş geçiyordu. Yaptığı yalakalıklar sayesinde hiçbir vasfı olmamasına rağmen oturmaya hak kazandığı koltukta sabahtan akşama kadar ahkam kesmekten geri durmayan bu adam, burada en nefret ettiği kişiydi. Üretilen her işe itiraz edip bir kulp takar sonrada üzerine yatıp üst makama fikir kendisininmiş gibi satardı. Milletin gözüne soka soka yaptığı bu hırsızlıktan bir gün bile yüzü kızarmamıştı. Kimseler sesini çıkaramadığından gemi iyice azıya almıştı. Üstelik uçan kuşa bile sarkıntılık ediyordu.

Bu herifin yüzüne bakınca bile midesi bulanıyor, tiksiniyordu o yüzden bu rezil adamla vedalaşmayı uzatmaya hiç niyeti yoktu. Şans bu ya, içeri adım atacakken kapının ağzında belirdi pis herif, adamla burun burunaydı. Leş gibi kokuyordu akşamdan kalmış olmalıydı. Tereddütsüz böğrüne dayayıp silahı tetiğe bastı. İlginç bir şaşkın ifade belirdi adamın yüzünde acı yerine. Adam düşerken kendisine tutunup destek almaya çalıştı. Tahammülsüzce odanın içine iteledi adamı. Adam boş bir çuval gibi yere yığıldı, hızlıca kapattı kapıyı ve çıktı. Sonunda beşinci kurşunda adrese teslim edilmişti.

Sadece bir kurşunu vardı artık, en değerli kurşun. Bir pencere vardı koridorun sonunda oraya yönelip ağır ağır adımladı koridoru. Geride bir sürü soruya gebe bir olay yeri bırakmıştı. Aşağıyı izledi bir müddet. Bu insanı usulünce oynamak hiçbir fayda sağlamamıştı kendisine. Deri gibi giyindiği nezaketi, çelik sabrı, fedakar çalışkanlığı hep elinde patlamıştı. İstediği tek şey huzurlu bir yaşamdı, olmadı. Bu saygısız ve kaygısızların dünyası ona nefes alacak küçücük bir alan bile bırakmamıştı. Hayata tutunmak için bir sebep bulamıyordu artık son kurşun kendisi içindi.

38 kalibrelik bir mermi az sonra sağ şakağından girecek tüm zihnini paramparça ederek tutsak ruhunu özgür bırakacaktı. Her şey çok kısa zamanda olup biteceği için diğerleri gibi çok acı çekmeyecekti, şanslıydı. Bütün hayati organları teker teker faliyetlerine son verecekti. 

Silahı taşımak yormuştu onu, zorlandı kaldırırken. Herhangi bir hataya yer yoktu bu kurşunda hedefi tam isabetle vurmalıydı. Bu dünyada bir nefes bile haramdı artık ona o yüzden namluyu özenle yerleştirdi şakağına. Tam tetiğe basacakken tuhaf bir melodi zihninden kulaklarına doğru yol aldı, Beethoven Für Elise.

Kan ter içinde uyandı düşünden. Hırsla kaldırıp duvara fırlattı alarmı. Yüzüne yastığı kapatıp ağlamaya başladı.Ölmeyi düşünde bile başaramamıştı. Bir gün daha merhaba demişti işte dokuz altı girdabında. 

En kıymetli kurşun hedefi bulamamıştı.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About