Eğilmez, bükülmez, dümdüz ilerleyen bir çizgi gibidir zaman; karşısında kimsenin direnemeyeceği bir akıntı. Heybenize çok şey katan, çoğunu da çalan gaddar bir efendi. Sonsuz bir döngü halinde birbirine bağlı dün, bugün ve yarın...
Sanırım fırsat verilse herkes geçmişe giderek hatalarını düzeltmek, geleceğin nasıl bir şey olacağını da bilmek ister. Zamanda yolculuk, herkesin ilgisini çeken, merak uyandıran bir konu. Kara delikler, solucan delikleri, tipler silindiri, ikizler paradoksu...Görüldüğü üzere yenilemeyen bu dördüncü boyuta bilim fazlaca kafa yoruyor ve teorik olarak yolculuğun mümkün olduğuna işaret ediyor.
Hayal gücünün sınırları yok malumunuz, aynı şekilde görsel ve yazılı eserlerinde vazgeçilmez temalarından biri zamanda yolculuk. Uzay ve zaman arasındaki ilişkiyi açıklayan Albert Einstein'dan da önce H.G. Wells zamanda yolculuğu konu edinmiş.
Bilim kurgu edebiyatının kilometre taşlarından biri olan eser, zaman makinesi icat edip 802701 yılına yolculuk eden bir zaman yolcusunun maceralarını anlatıyor. Kazançların dezavantajlara döndüğü bir dünyada yeraltında ve yeryüzünde yaşayan iki ırkın varlığından ve yaşam biçimlerinden söz eden Wells zaman yolcusuyla beraber okuyucuyu da sık sık ters köşeye yatırıyor.
İnsan ırkının geçirdiği biyolojik, sosyo-kültürel, ekonomik ve daha birçok değişimi merak uyandıran bir kurgu içinde sade ve akıcı bir üslupla anlatmış. Bir çırpıda okunan bilim kurgu türündeki bu eser aynı zamanda düşündüren bir sistem eleştirisi ve fazlası.
Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.
