Buradaki herkes bir şeylerden korkmuyor mu? Ya kendi içimizdekilerden, ya birbirimizin içindekilerden, ya da dışardakilerden korkuyoruz. Değişimden korkuyoruz. Değişememekten korkuyoruz. Olağandışı her şey karşısında donakalıyoruz; rutinimizde değişiklik olunca ödümüz kopuyor. Herkes değişmek istiyor, ama en büyük tehdit de o aslında. Sonra ne oluyor? Yaşadığımız dünya o kadar tehlikeli hale geliyor ki, boyumuzu aşıyor.
Bir akıl hastanesinin kilitli kapılarının ardı dünyanın en sıradışı yerlerindendir herhalde. Düşünsenize; feryat figan bağıranlar, kahkahalara boğulanlar, kendi kendine konuşanlar, çevredekilere veya kendine zarar vermek isteyenler, gözleri boşluğa sabitlenmiş bakanlar ve aklınıza gelmeyecek türde, normal neyse artık onun dışında kalan insanlar. Amaç her ne kadar tıbbi yardımla kişiyi topluma kazandırmak olsa da yapılan muameleye itiraz, sonu şiddete varan bir uygulamayla bastırılmaktan öte gitmez çoğu zaman.
Ve John Katzenbach bir akıl hastanesinin soğuk koridorlarında ağırlıyor okuyucuyu. Katzenbach, mekanı ve onu meydana getiren tüm unsurları, olayları zengin bir anlatımla betimlemiş. 21 yaşında ailesinin zoruyla hastaneye yatırılan ve bir hasta tarafından işlenen gizemli cinayetlere şahit olan Francis Petrel'in geçmişini konu alıyor eser.
Ruh dünyası alt üst olan Francis bir yandan anılarıyla mücadele ederken diğer taraftan geçmişten gelen bir gölgeyle savaşıyor. Katzenbach'ın ortaya koyduğu eserlerinin hiçbirinde klasik polisiye türündeki yapıya rastlayamazsınız ki Şizofren de öyle. Katzenbach, suçluyu/katili bulup cinayeti çözmenin yanı sıra karakterin iç dünyasına fazlasıyla yoğunlaşarak zor şartlar altında doğal yeteneklerini kullanıp var olma çabalarını irdeler. Yazarın psikolojik gerilim türünde ayrı bir yeri vardır benim için, tüm eserlerini merakla okudum.
Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.
