Yalnızlığı, gizemi, dengeyi, gücü, özgüveni, disiplini, kudreti simgeleyen eden siyah aynı zamanda ölümün ve matemin rengidir. Ve gece malumunuz siyahın esiridir.
Bazı şeyler unutulur, bazıları hatırlanır, bazıları filizlenir, bazıları saklanır; öyle çok şey sığar ki gecenin bağrına. Karanlığın olağanca şiddetiyle her şeyin üzerine serildiği, yalnızlığın, korkuların her köşe başında pusuya yattığı kaotik bir zamandır gece. Karanlık bilinmezliği, korku kaygıyı getirir.
Bu kaotik, karamsar, gerilim dolu zamanı Bilge Karasu üstü kapalı bir anlatımla distopik bir evren yaratarak irdelemiş. Birçok anlatıcısı olan, bir bütünlükten yoksun roman, yalın ve akıcı bir anlatıma sahip olmasına rağmen okunabilirliği zor bir eser. Bilinç akışı tekniği ile arada verilen dipnotlar ve epizotlar olmasa metnin takibi iyice zor olurmuş.
Postmodern türde kaleme alınan Gece, geceleri şehirde hüküm süren bir anarşit grupla gündüzcü olarak adlandırılan grubun mücadelesini konu edinmiş. Gecenin işçileri olarak adlandırılan grubun şehrin ücralarında işlediği suçlar, kim olduğu bilinmeyen anarşist yapıyı körükleyenler, tüm bu olan biten içerisinde halkın korkularla dolu yaşam mücadelesi metaforlar ve imgelerle örülü bir biçimde anlatılmış.
Alt metinleriyle birlikte okundukça anlam kazanan, Pegasus Edebiyat Ödülü çok katmanlı eser, altı çizilecek çok sayıda toplumsal ve bireysel mesaj içeriyor.
Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.
