Güzel Annem

Şu Kemal Sunal'ın filmlerinden birinde bir sahne var ya; bebelerle baş edemeyince ortalarına oturup ağladığı, ben o durumu öylesine çok yaşadım ki.

Efendim, ben çok geç kaldım anne olmak için. Evliliğimizin onuncu yılında, hayatın rutine bindiği, alışkanlıkların mıh gibi çakıldığı bir dönemde. 

Evliliğimizin ilk yılında başka bir rahatsızlık için kapısını çaldığım doktor anne olmamın imkansıza yakın olduğunu söylemişti halbuki. Hiç üstüne de düşmedim çünkü hakikaten öyle bir niyetim yoktu. Deli gibi korkuyordum dünyaya bir insan getirmekten.

Yıllar yılları kovaladı, iş güç derken bir gün olan oldu ve bebek beklediğimi öğrendim. Bu benim için fazlasıyla tuhaftı. Bunu öğrendikten iki hafta sonra tuhaflık ve bebe sayısı ikiye katlandı.

Ne olacağını ne yapacağımı hiç bilmiyordum ve üstüne de hiç kafa yormadım. Normalde her şeyi planlar programlarım ama bu süreci akışına bırakmak istedim. İnsanlar gebelikle, doğumla, bebekle ilgili bir şeyler okur, alışveriş yapar...

Ne bileyim, normal budur herhalde. Neden bilmiyorum ben hiçbirini yapmadım. Bebelerin beşiklerini bile doğduktan bir  ay sonra aldık.

Zaten gebeliğimin çok uzun bir süresi bir odada yatmak zorunda kaldım. Bütün vaktimi kitap okuyup film seyretmekle geçirdim çoğunlukla tek başımaydım.

Sıfır bilgiyle annelik 101'e adım attım. Prematüre doğan el kadar iki canla başbaşa kaldım. Bebeler o kadar küçüktü ki tutamıyordum bile. Öylesine yoğun bir süreç yaşadım ki doğumdan sonraki birinci ayda eski kilomun bile altına düşmüştüm, 49 kilo.

Bir buçuk yıla yakın perişanlıkla geçti. Yaşadığım fiziki ve ruhsal yorgunluğu anlatmaya gerçekten kelimeler yetmez. Hiç alışkın olmadığım bir coğrafyada yaprak gibi oradan oraya savruldum. İnsanın işi hiç mi bitmez, benim hiç bitmiyor.

Hala çok zorlanıyorum. Bütün zamanımı kaplıyorlar. Günün, bazen gecenin her saati ayakta olabiliyorum. Tam doyurdum bitti diyorsun midesi bir kalkıyor fındığın, ne yediyse çıkarıyor olmadık zamanda. Altını bezlemekle meşgulsün pat, biri şangır şungur suratına işiyor. Uyudu heralde deyip çıkıyorsun odadan bir çığlıkla sar başa.

Yemek yapmak, yemek, banyo yapmak, tuvalete gitmek ve hatta dişimi bile fırçalamak için en uygun zamanı kollamak zorundayım. Bir bardak çayı bırak su bile içmeye vakit olmuyor bazen. Şu evin halini biri görse suratıma tükürür diyorum herhalde, hakikaten öyle. Bütün gün topluyorum dağılması beş dakikayı bulmuyor, yetişemiyorum artık.

Çekmecelerin, dolapların içi darmadağın, aradığım hiçbir şey yerinde bulunmuyor. Elimin altında sürekli iki bebe ve elleri her yerde. Bebesiz  bir adım atmak namümkün. İnsanların çoğunun şikayet ettiği karantinada ben 3 yıldır debeleniyorum. Mesleğimden, tüm sosyal yaşamımdan uzakta. Televizyonda bile insan yüzü görmediğim oluyor günlerce. Ve geleceğin ne getireceğinden o kadar çok korkuyorum ki. 

Hep işkembeden sallıyorum inanması  zor belki de abartı gelebilir size ama durum bu. Ve bunları çektiğim çileyi anlatmak için yazmadım aslında niyetim bu değil. Benden çok çok zor koşullar altında, maddi manevi zorluklarla hayatını idame ettirmeye çalışan annelerin olduğunun farkındayım. Onların yanında benimki küçük bir kas yorgunluğu.

Anne olmayanların az biraz gözünü korkutmuş gibi oldum sanki. Hiç mi iyi tarafı yok bu meredin diyorsunuzdur.

Olmaz mı?

Biri size anne diyor daha ne olsun. Bu kadarı bana yetti efendim.

Annelerinize kocaman sarılın, kıymetini bilin. Anneler gününüz kutlu olsun. 

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About