Fahrenheit 451

Daha çok, görsel öğelerin prim yaptığı, düşüncelerimizi 140 karakterle sınırlandırılıp, çerezlik, hızlıca tüketilip unutulacak zahmetsiz içerikler üretmeye mahkum olduğumuz sözde Bilgi Çağı. 

Görsel yağmur gibi yağsın; videolar, gifler, fotoğraflar cirit atsın ama kimse iki satırdan fazla yazmasın. Çünkü kimsenin iki satırdan fazla okumaya ne zamanı ne sabrı. Ülkemizde de durum maalesef aynı. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) geçen yıl yayınladığı verilere göre, Türkiye'de kitap okumaya kişi başına ayırılan süre günde yalnızca bir dakika. Buna karşın, televizyon izlemeye 6 saat, internete 3 saat harcanıyor. (UNESCO) verilerine göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86'ncı sırada, yoksul Afrika ülkeleriyle aynı kategoride. TÜİK’e göre ise Türkiye'de kitap, ihtiyaç listesinin 235'inci sırasında yer alıyor. Nasıl bilgi çağı bu?

Ray Bradbury'in tarafından kaleme alınan, Kara Dörtleme olarak adlandırılan serinin eserlerinden biri olan Fahrenheit 451, neredeyse yaşadığımız çağı öngörmüş. Distopya ve Bilim Kurgu Edebiyatı'nın önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen bol ödüllü eser, Guy Montag isimli bir itfaiyecinin Clarisse isimli bir gençle tanışmasıyla başlıyor. Ve bu tanışma,  Montag'ın halihazırda soru işaretleriyle dolu düşüncelerinin fitilini ateşliyor ve olaylar gelişiyor. 

Ray Bradbury'in birkaç öyküsünü temel alan eser, kitapların itfaiyeciler tarafından yakıldığı, insanların televizyon aracılığıyla manipüle edilip sorgulamaktan, düşünmekten alıkonulduğu bir dünyada ağırlıyor okuyucuyu. Kitapların öneminin bu denli vurgulandığı az sayıda eserden biri ve okunmaya kesinlikle değer. 

Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim. Ha! Bir de seyrek seyrek yazalım insan okuyacak bunları. 🤔 Malum uzun yazı okumaya pek tahammülümüz yok. 😕

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About