Merhamet

Bütün günü inşaatlarda amelelik yaparak geçirmiş dinlenmek için oturduğu koltukta uyuyakalmıştı.

Sırtının ortasına yediği tekmeyle acı içinde uyandı. Ne olduğunu anlamayamadan büyük büyük harflerle bir dev höykürdü;

"Kalk lan! Git başka yerde zıbar."

Uyku mahmurluğu ve onca yorgunluğa rağmen hızlıca doğruldu yattığı yerden, koşarak çıktı odadan, mutfağa yöneldi. Sarımsaklı işkembeyle karışık iğrenç bir içki kokusundan mutfak da nasibini almıştı.

Bir geceyi sabaha, yine içki şişelerinin dibini görerek bağlayan bu adam, onun baba dediği, insan sıfatına bürünmüş şeytanın tekiydi.

Bütün günü kahvede oyun oynayarak, geceyi de sağda solda içerek geçiriyordu. Bu adam bu dünyaya kötülük etmeye gelmişti sanki ve kendisine tahammül edildikçe daha da azıyordu. Dört yaşında bir çocuğun eline sigara söndürecek kadar caniydi.

Çocukluğuna dair hatırladığı tek şey babasının kemeriydi. Rüyalarına bile girerdi bazen o kemer. Gözünün önünde olmak bile şiddetinden nasiplenmek için sebepti. Çocukluğu vücudundaki morlukları saklamakla geçmişti. Morlukları görüp soranlara düştüm, çarptım diye yalan söylerdi. Ve annesi, en çok da onu döverdi.

Sonunun bu adamın ellerinden olacağına emindi. Vücudundaki çürüklerin biri iyileşmeden bir yenisi eklenirdi. Yıllar bu adamın zalimliğinden hiçbir şey götürmemişti. Değişen tek şey ara sıra kemeriydi.

Bir bardak su içti, siniri yatışsın diye bekledi. Bütün vücudu titriyordu sinirden. Bu yaşında dayak yemek zoruna gidiyor, gururunu incitiyordu. Kolaylıkla alt edebileceğini bildiği halde bir gün bile bu haksız şiddete karşılık vermemişti. En korktuğu şey babasına benzemekti. Yaşadıklarını kimse yaşasın istemiyordu.

Pencereden dışarı çıkardı kafasını nefes almak için aynı anda içeriden bir gürültü sonra kardeşinin bağırtısı geldi. İrkildi, korkuyla içeriye girdi. Babası yere uzanmış acı içinde debeleniyor, annesi ve iki kardeşi birkaç adım ötede hiçbir şey yapmadan izliyordu. Ne olduğuna anlam veremedi.

Yardım etmek için babasına doğru yöneldi. Annesi yapıştı koluna, geriye çekti. Göz göze geldiler. Kadının gözlerinde bir umut belirmişti.

"Yalvarırım karışma. Bırak gitsin." dedi.

Daha önce annesini bir kez bile bu kadar umutlu görmemişti. Annesini sertçe itti. Kadının bırakmaya niyeti yoktu, tekrar yapıştı koluna.

"Ne olur yapma, bu sefer eceli geldi bırak." dedi.

Kaç defa, kaç farklı şekilde öldürmeyi düşlemişti babasını halbuki. Cesareti olmadığından değilde eline bakan üç kişiden ötürü gerçekleştirememişti. İşte gerek kalmamıştı, sessizce beklerse bütün bu zulüm bitecekti. Ama böyle olacağını hiç düşünmemişti. Babasının onca zalimliğine rağmen ölmesini seyredemezdi. Tekrar sertçe itti annesini. Ettiği onca zulme rağmen bir insanın gözleri önünde bu şekilde ölmesine izin veremezdi.

"Bırak kolumu adam ölecek." dedi.

Sırtladığı gibi hastanenin yolunu tuttu. Babası ağır bir kalp krizi geçirmişti. İki aya yakın hastane yolu aşındırdı. Bir anlık sabrı onu büyük bir vicdan azabından kurtarmıştı. Acı tecrübeler kazandırsa bile bazen sabır insanın gücünden daha çok şey başarıyordu.

Zalim adamsa günden güne solup gitti. Çektiği tarifsiz acı gözlerinde kalıcı bir yer edinmişti. Vücudunun hiçbir uzvunu kımıldatamıyordu artık, felç kalmıştı. Olaydan on dört yıl sonra acılar içinde vefat etti.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About