Esrarengiz Kitaplar

 

Yürümeye yeni başlayan iki bebeyle ev taşımaktan azıcık daha zorunun miğferini giyip savaşa gitmek olduğunu düşünmeye başladım. Ama mevzu bu değil.

Bir şehrin kapısını kapatıp diğerine göçeli neredeyse bir yıl oldu. Toplanmak ayrı yerleşmek apayrı zorladı beni. Hala sağda solda açılmayı bekleyen kolilerim var. Yardım eden olmayınca işler içinden çıkılmaz hale gelebiliyor iki boncukla. Ama mevzu bu da değil.

Neyse efendim mevzuya gelelim. Bebeler öğle uykusuna yattığı zaman hallediyorum çoğu işi çok bölünüyor bazen ama kaplumbağa hızıyla da bir yere varılabilir.

Üç gün önce kolinin tekini kestirdim gözüme. Açayım yerleştireyim dedim. Ne bileyim açınca bir utançla yüz yüze geleceğimi. Açtığım koli son iş yerimde topladığım eşyalarımı ihtiva eden bir koliymiş. Not defterleri, ajandalar, kablolar, kalemlik falan bir sürü ıvır zıvır kırtasiye işiyle birlikte bir poşet dolusu kitap.

Tabii önce kitaplara attım elimi. Birkaç teknik kitabın yanında ismini vermek istemediğim (hakikaten çok meşhur ve önemli.) yazara ait altı kitap. Hiç kapağı açılmamış, varlığından bile bihaber olduğum altı adet kitap.

Bir tanesini çıkardım kapağını açtım ki ne göreyim adıma 2014 tarihli yazar tarafından bırakılmış bir not ve imza. Diğer iki tanesi 2016 tarihli, diğerlerinde tarih yok. Yazarın adıma yazdığı bir takım şiirsel sevgi sözcükleri ve imza. Okudukça başım dönüyor ama bir yandan da bunlar nereden çıktı diye kuduruyorum.

Koliyi falan yerleştirmeyi bıraktım. Çok fazla bilinmeyenin içindeydim artık. Bebenin teki de kalktı zaten bebeği sallarken başladım düşünmeye; bu altı kitabı imzalatıp kim getirdi bana acaba. İlki 2014 tarihli, yedi yıl boyunca ben bu kitabı niye görmedim. Yanlışlıkla başkasının poşetini atsam kutuya o da değil kitaplar adıma imzalı.

İş yeri, böyle gizemli sürprizler ve içinden çıkılmaz şakalar yapan fırlamalarla doluydu. Hangi birini arayıp bunu sen mi yaptın diye sorayım. Hadi aradım; adama demezler mi yavrum aradan yıllar geçti hiç mi görmedin.

Ne yapalım bu gizemi tek başıma çözmekten başka yol yok. Bir dedektifliğim eksikti zaten. Tarihlere baktım bir fasıl, bir fasıl yazarın etkinlik geçmişini kurcaladım. Açtığım kapılar İstanbul Kitap Fuarı'na çıktı.

Eee! O tarihlerde kim gitti peki bu fuara? Kim imzalattı bunları? Allahtan digital ayak izlerini takip etmeye aşinayım. Ama önce çemberi daraltmalıyım. En yakın çevreden başladım stalklamaya. Facebook, instagram, twitter. Milletin eski postları arasında fing atıyorum.

Böyle böyle sabah dörde kadar bir iz, bir işaret aramakla geçti o gün bir şey bulamadım. İkinci gün de aynı titizlikle aramaya devam ettim ama yok.

Bu artık hakkatten bir izzet-i nefs meselesine döndü bu şahsiyeti bulmak zorundaydım. Dün gece vazgeçmek üzereyken başka bir yöntem geldi aklıma. İzin yönetim sistemi sistemi. İş yerinde sisteminin yazılımı ve işletilmesi benim görevimdi. Veritabanı yedeklerini açıp o tarihlerde izinli kişileri eleyip belki işimi kolaylaştırabilirdim. 

Bu işi kendi başıma yapabilirdim ama  izindeyken iş yerinin verilerini karıştırmak etik olmayacağından müdürden de izin alarak sorumlu kankamı sabah sabah rahatsız ettim. Derdimi pek anlamasada sağolsun bir tablo yapıp gönderdi.

Bingo! İşte elimdeydi seni buldum F.

Bunu senden hiç beklemezdim. O kitaplar nasıl başardılarsa yıllarca radarıma girmedi o işte de senin parmağın olduğu aşikar gibi.

Bu kitapları imzalatıp sessiz sedasız hediye etmişsin öncelikle teşekkür ederim bu bir. İkincisi bunları bulup okuyamadığım için senden ve o muhteşem yazardan özür dilerim. Şimdi bu yazıyı yayınlayıp linkini öncelikle sana göndereceğim. Sana çektiğim çileyi okuman için biraz zaman. Akşam rahatsız ederim seni. Soracağım çok soru var. Yedi yılın yanında lafı olmaz ama üç gün beynimi yedin.Kitapları yavaş yavaş okurum artık.

Kaplumbağa hızıyla da bir yere varılabilir.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About