Her gün işten döndükten sonra bir ritüeldir bizde; eşimle birbirimize mutlaka sorarız günün nasıl geçtiğini. Beş dakika da olsa herkes gününün nasıl geçtiğini anlatır.
Pandemi başladığından beri çoğu zaman evden online çalışıyor eşim. Bazen yarım saat, bazen on beş dakika molaları oluyor, çıkıp çayını tazeliyor bir nefes alıp geri dönüyor işine. Araya çıkınca sorarım nasıl gitti diye. İyi, kötü, zorlandım, yol kat edemiyorum gibi cümlelerle detaya girmeden yuvarlak ifadelerle geri döner bana.
Dün de aynısı oldu. Son seansından çıktı. "Ne yaptın? Nasıl gitti?" diye sordum. Danışan bir buçuk yıldır çalıştığı genç bir kardeşimizmiş.
"Danışan, tüm terapi süresince anlattığı çoğu şeyin uydurma ve yalan olduğunu söyledi. Kimseye güvenmediğini, güvendiği zamanlar çok kırıldığını, o yüzden böyle bir yola başvurduğunu söyledi." dedi. Bakın bir daha yazmak istiyorum 18 ay her hafta bir, bazen iki seans.
"Eyvah, başladığın noktaya geri döndün o zaman." dedim.
"Tam istediğim noktaya geldim." dedi.
"Nasıl yani?" dedim.
"Baştan beri hiçbir şey oturmuyordu kafamda bu danışana dair, hep bir tuhaflık olduğununu seziyordum." dedi.
"Büyük bir kayıp bir buçuk yıl." dedim.
"Öyle deme, bir ömürü kaybedebilirdi bu insan. Sürekli duygusal istismara ve manipülasyona açık olma endişesiyle kendini geri çekip, ömür boyu hiç kimseye güven duyup bir bağ kuramayabilir, hiçbir duygusuyla yüzleşemeyebilirdi." dedi.
Genç kardeşimiz kendini iyileştirmek için çıktığı bu yolda, terapistine bile güvenmeyip bir buçuk yıl yalan söylemiş. Güven duygusunun ne kadar kırılgan olduğuna dair bir şeyler karalamıştım daha önce, dün akşam da şahit oldum. İnsanın sağlıklı ilişkiler geliştirebilmesinin en iyi yolu, önce kendi ruh sağlığını iyileştirmesi ve kendini nasıl koruyacağına dair beceriler geliştirmesi galiba.
