Kara T


Aslında bu bir itiraf, bu hikayeden sonra belki de anonimliğime zeval gelecek ama olsun, anlatmaya değer. Ama uyarayım baştan, her zaman yazdığım minnoş hikayelerden değil, bu seferki eser miktarda kan ve dehşet ihtiva ediyor. 

Ufaktan heyecanlandım hadi mevzuya geçelim. 

Mutlaka hatırlayanınız olacaktır doksanlarda her semtte bir karete salonu furyası baş göstermişti. Nasiplenmeyeni nasiplenenler gerçekten dövüyorlardı. Bruce Lee' nin video kasetlerinin ülkemizde en çok izlendiği, aynı zamanda meşhur olduğu yıllara denk gelir bilenler bilir. Kimbilir her semtte açılmasını bu filmlerde tetiklemiş olabilir.

Gençlerin, ergenlerin dilinde bir kuşak muhabbeti dönüp duruyor, mahalle aralarında antremanlar en şiddetli şekilde devam ediyor. Gençlik bildiğiniz sokak ararlarında amatör karate filmi çekiyor. Dudağı patlayan mı, kaşı açılan mı ne ararsanız var.  

Neyse efendim gelelim işin bizi yakan kısmına. Bizim peder uzun uğraşlar sonucu semtin en büyük ilkokuluna fen bilgisi öğretmeni olarak atandı. Her şey çok eski kankası beden eğitimi öğretmeni metin amcanın da aynı okulda olmasıyla başladı. 

Bizim peder biraz aykırıdır, söylemesi ayıp her şeyin de b*k*nu çıkarır. Önüne bir icat düşmeye görsün hayatının her alanını kaplar, ah metin amca ah. Metin amca "sen de kızları gönder hocam karateye, dünya kötü belli olmaz az biraz kendilerini müdafaa edecekleri kadar öğrensinler lazım olur." demiş bizimki de hemen oltaya gelmiş.

Efendim evin en büyüğü bendenizim. Bir kız kardeşim benden iki, diğeri altı yaş küçük. 15 yaşında falandım ben bu olay zuhur ettiğinde. Peder üçümüzü  önüne kattığı gibi karate salonunda aldı soluğu. Salonun hocası şaşırdı kaldı. İrili ufaklı üç tane kız çocuğu. "Eti senin kemiği benim, iyice terlet bunları" dedi gitti peder. Hakikaten öyle oldu aylarca etlerimizden et koptu.

Neyse uzatmayayım esas mevzu başka çünkü. Dersten okuldan fırsat kaldıkça biz vura vurula kuşak kuşak atladık, siyaha ulaşmamıza bir adım duruma kadar neredeyse geldik. Üç dört aya bir sınavlara falan giriyoruz boru değil.

Uyarmıştım babam b*k*nu çıkarır diye. Ben üniversiteye gittiğim yıllarda bile yaz tatillerinde bu Fight Club'ın şerefli bir üyesi olmaktan kurtulamadım.

Tabi aradan yıllar geçti. İş güç sahibi kahve kuşaklı bir yetişkine evrildik. Koptuk tabi salonlardan. Kolumuzda bir bilezik var ama nerede işimize yarayacak ne bilelim.  

Evet, mevzunun esas döndüğü kısma gelelim şimdi. Efendim bahse konu olay bundan beş yıl önce bir sabah mesaisinde yaşandı. Bendeniz sakin mizaçlı çekingen bir karakterim, her ortama kıyıdan köşeden gider gelirim. İş yerinde de az çok böyle bir şekilim. Sevenim sayanım epey vardır sağolsunlar ama adım sanım gezmez pek ortalarda anlayacağınız silik bir karakterim.

Kapı kıta sahanlığında her gün duran güvenlikler neredeyse her geçene selam verir, hepsiyle iki muhabbet çevirir, benim durum ise hayaletten hallice. Beş yıl önce bir gün başıma çok nadiren gelen bir geç kalma hadisesi geldi.

O gün bazı mücbir sebeplerden servisi kaçırdım iş yerine toplu taşımayla yaklaşık kırk beş dakika geç gittim.İş yeri yirmi üç katlı, kapısında turnikelerin olduğu, ağır güvenlik önlemleri ve afili kartlarla geçebildiğiniz soğuk gri binalardan biri. 

Neyse efendim toplu taşımadan inip bir miktar koşturmadan sonra giriş kapısını ve aradaki bir başka kapıyı geçerek esas girişin önüne kadar geldim. Geldim gelmesine de giriş kapısının arkası her gün olduğundan çok farklı bir manzarayla karşıladı beni.

Adamın teki güvenliğin birini vurmuş. Bildiğiniz vurmuş, adamcağız kanlar içinde yerde boylu boyunca uzanmış. Diğerinin de kafasına dayamış silahı bağırıp çağırıyor üçüncü güvenlik ise bir bankonun ardına saklanmış. Elinde telsiz telefon bir şeyler karıştırıyor. İyi de bu adam bu kadar tantanayı aşıp buraya nasıl geldi? Bu muammayı es geçiyorum çünkü sonradan da kimse akıl erdiremedi. 

Ortalık yangın yeri tabiri caizse. Hadise yeni cereyan etmiş demek daha kimseler yok ortalıkta. Adamın sırtı kapıya dönük vaziyet içeriye saydırıyor. Tabii bendeniz de az sonra başıma geleceklerden habersiz kapının önünde içeriye bir adım atmak üzere koşturmaktan paralanmış haldeyim.

Neyse efendim içeriye adım atmış bulundum. Şaşkınlığa karışık kocaman bir korkuyu tarif etmek için bir kelime, bir cümle şu an aklıma gelmiyor ama öyle ara dere bir his içersinde kaldım.

Ne yaptığımı, ne yapacağımı bilemez halde bir adım ileri bir adım geri bir iki saniye gittim geldim. Tabii bu şuursuz hareketleri adamın fark etmesi hiç de uzun sürmedi. Beni fark eder etmez güvenliğin şakağındaki silahın hedefinde bu defa ben vardım.

Bildiğiniz bir rehine krizinin orta yerine kendi ayaklarımla dalmış bulundum. İşin kötüsü artık ben de bir rehineydim. Burada bir parantez açmak istiyorum. Şöyle ki, çok sakin bir karakter olmamın verdiği en iyi sayılabilecek özelliğim; başıma geleni hemen sindirip dövünüp durmak yerine işi kotarıp normale dönmenin yollarını aramaktır.

Nitekim yine aynısı oldu. Beynim bu özelliğimi hemen devreye alıp çözüm üretme noktasında çoktan çalışmaya başlamıştı işte. Adam sürekli "ellerini kaldır, başının üstüne koy, yavaş yavaş gel git" bişeyler söyleyip durdu. Kulakların şarterini indirdim hemen çünkü düşünmemin önündeki engeldi. Bana en çok göz lazımdı. Bu arada bankonun arkasındaki güvenlik ne yapıyorsa anlamadım hala kimsecikler yoktu.

Çaresizlik içinde adamın verdiği talimatlara uygun konumlandım. Eller yukarıda bekliyorum. Adamın derdinin hali hazırda başına silah dayadığı güvenlikle olduğunu sonradan öğrenecektim. Bu güvenliğe saydırıyor. Güvenlik gözü yaşlı ağlıyor, benim kafa çorbadan hallice çare arıyor, birkaç dakika böyle geçti.

Ve o muhteşem an, benim anım sonunda geldi. Belki kadın olmamın verdiği rahatlıkla belki de şaşkınlıkla herif beni arkasında bırakacak şekil bir dönüş gerçekleştirip, rehin aldığı güvenliği birkaç adım ileri iteledi.

"Diz çök eşedini getir." dedi.

Güvenliğin alnının çatından vurulmasına saniyeler var. Önümde adamı etkisiz hale getirmek için mükemmel bir fırsat belirdi. Herifle aramda sadece iki metre üç adım mesafe. Hesapta herifi boynundan kavrayıp silah tutan eli yukarı kaldırıp  etkisini kırıp gelişi güzel dalacağım. O adımları attım attım, atamadım belki ben de meftayım.

Nasıl bir deli cesareti, adrenalin patlamasıysa attım üç adımı. Attım da herif hissetti tabii anında geri döndü. Evdeki hesap çarşıdakini tutmadı. Uzaktayken bile dehşet saçan namlu göğsümde beliriverdi işte, yandı gülüm keten helva. Adamla burun buruna kaldım.   

Uzak doğu sporlarıyla ilgilenenler bilirler bu disiplinlerde saldırıdan çok  defans önemlidir. Felsefesi olan sporlardır. Yok yere kafa göz yarmak gibi bir durum söz konusu değildir. Önce kendini savun, karşıdakini mümkün olan en az hasarla etkisiz hale getir.

Artık uzatmayayım sadede geliyorum. Herifle şu aşağıdaki videonun birinci pozisyonu gibi bir şekilde kaldık ve bir defans hareketiyle adamı bir şekilde etkisiz hale getirmeyi başarmış bulundum. Peder sağolsun ileri görüşlü adamış vesselâm. Adam malını tanıyor demek, başını belaya sokmadan durmaz bunlar dedi zar. Nitekim öyle oldu. 


Sonrası karakollar mahkemeler falan feşmekan. Tabii başıma gelenler bununla bitmedi. İş yerinin güvenlik kamerası olayı saniye saniye kaydetmişti hem de değişik açılardan. O kaydı ben hariç izlemeyen kalmadı. Çok havalı gibi duruyor ama ben de yarattığı hissiyat deşifre olmuş süper kahramandan öteye gitmedi. Tabii ki utanç bu hissin en büyük kardeşiydi. Salağın teki bir de sosyal medyada paylaştı. Belki denk geldiniz belki geleceksiniz. İki büyük tv kanalı röportaj için günlerce aradı. Perişanlığım bununla da sınırlı kalmadı iş yerinde bir ton lakabım oldu iyi mi? Rezillik diz boyu.

Neyse kıssadan hisse siz siz olun işe geç kalmayın.

*************************************

Efendim işkembe-i kübradan salladığım bu masalı üşenmeden okuyan herkese teşekkür ederim zira destan gibi olmuş yeni fark ettim.

Ne var canım hiç mi hayallerinizde süper kahraman olmadınız?

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About