Avukat: Üzgünüm ama bu durumda elden fazla bir şey gelmiyor. Suçsuzluğunuza tüm kalbimle inanmama rağmen elimde sizi kurtaracak ya da cezanızı hafifletebilecek hiçbir dedil yok. Bu yaşanan kötü bir tesadüf olmalı. Anlayacağınız dua etmekten başka yapabilecek bir şey yok.
Sanık: Tesadüflere oldum olası inanmam bu yaşananların neyi işaret ettiğine dair hiç ampul yanmıyor kafamda inanır mısınız? Burada bu durumda olmamın sebebini kim bilebilir ki? Demek dua etmekten başka çaremiz yok. Açıkçası tanrının kapısını çalmayalı o kadar uzun zaman oldu ki beni unuttuğuna emin gibiyim. İşin aslı ben tanrı olsam ben bile bir şans vermezdim kendime. Dokunduğu her şeyi kurutan adım attığı her yeri cehenneme çeviren bir uğursuzu yaratmak gibi bir yanlışlığa imza atsam ben de yarattığım bu mahlukatla karşılaşmamak için elimden geleni yapardım sanırım. Bu durum, topu kaderin kucağına bırakıp sümen altı edilemeyecek kadar büyük bir hata olmalı.
Potansiyelini, tek görevi sonunda cennet bile vaddedilen bir disipline inanıp katı kurallarla belirli ödevlerini yerine getirmek olan ve bu basit görevi bile beceremeyen bir canlıya hayat vermeye harcayarak çarçur etmek onu kızdırıyor olmalı.
Onca yüksek yararlı işlevle donattığı, özene bezene yarattığı canlıyı kendi hür iradesine emanet edince hiçbir işe yaramadığı gibi bir sürü soruna neden olması büyük bir hayal kırıklığı olmalı. Sanırım ben tanrı olsam beni yaratmaktan utanç bile duyabilirdim.
Avukat: Ne yazık ki size katılmıyorum efendim. Hayat dediğiniz yol onlarca şeritli, kaymak gibi bir otoban ve arabaların tamamı aynı marka model olmuş olsaydı sanırım tanrı da bu mühendislik harikası tasarımının keyfini sürerdi. Her günün sonunda; tüm işlevleri, bütün manevra kabiliyetleri önceden belirlenmiş bir robot ordusunun hüküm sürdüğü evrenine sarılıp yarattığı bu tek düzeliğe hayran hayran bakıp göbeğini kaşıyarak övünen bir tanrının varlığına inanmıyorum ben.
Sanık: O zaman tanrının satranca olan merakının doğurduğu kötü sonuçların faturasını her hamlede hiç olan piyonlara ödetmesine ne denir peki? Ve görünüşe bakılırsa kendisiyle oynamaktan epeyce keyif alıyor. Kendisine ispat etmek ettiği her neyse oyunun seyir zevkini arttırmak adına da yapmayacağı şey yok sanırım. Temposu hiç düşmeyen aksiyon filmleri yönetmekten zevk duyuyor olmalı. Belki de tanrı onlarca kişilikten meydana gelen psikopatın tekidir ha. Bir taraftan lanet yağdırıp diğer taraftan yarattığı kaosu çözüp kendi varlığınının hissedip sınırlarını test ediyordur. Belki yegane amacı her seferde mat ettiği benliğine karşı kazandığı zaferin sarhoşluğunu yaşamaktır. Kendine rakip olmak zordur ve bunun için gerekli yüksek özgüvenin tesisinde pek zorlanıyor olamaz.
Avukat: Kime neyi ispat etmek istediğini bilmiyorum ama tanrının bu denli merhametsiz olmadığına tıpkı sizin suçsuzluğunuza inandığım gibi inanıyorum. Tüm olan bitenin manasını ancak tarih olduğu zaman çözebiliyor olmamız bizim acizliğimizden ileri geliyor. Ve her seferinde daha kötüsünün olabileceği gerçeği suratımıza tokat gibi çarparken tercihlerimizin sonuçlarına katlanma sabrını göstermek bizim sınavlarımızdan sadece biri, bu ayrıca bahşedilmiş kutlu bir meziyet. Bu başınıza gelenler tanrının kötü yüzüne denk geldiğiniz manasına gelmemeli.
Sanık: Ve şu sınavlar var değil mi? Kader diye bir anlayışın varlığına inanıp yaşadığı tüm durumlarda bu anlayışın varlığını perçinlemesini istediğiniz canlıyı sonucu zaten belli sözüm ona çoktan seçmeli boktan sınavlara tabi tutmanın kedinin fareyle oynadığı oyundan ne farkı ne?
Avukat: Bu denklemin bir yerlerinde hür iradenizin varlığını unutmuş görünüyorsunuz. Kader anlayışı hür iradenizi yok sayan bir anlayış değildir. Aksine tamamen tercihleriniz doğrultusunda işler mekanizma. İyi şeyler yaparsanız iyi bir dünyaya uyanırsınız. Böyle etkin bir katalizörün varlığını yadsıyıp seçimlerinizin sonuçlarından sıyrılarak siz de tanrıya büyük bir haksızlık etmiş olmuyor musunuz? Onun bu denklemdeki tek işlevi sonuçlar hakkında bilgi sahibi olmak.
Sanık: Söylesene Avukat, tanrının takdirinin fiilerimizde ne derece etkili olduğuna dair hiçbir şey bilmezken sağlamayı hangi değişkeni sabit tutup yapabiliriz? Her şeyin onun eseri olduğunu kabul edip bize özgür irade diye yutturulmaya çalışılanı bu durumdan nasıl soyutlayabiliriz? Üstelik bu söylediklerinin tamamından başıma gelenleri tamamen hak ettiğim neticesine ulaşıyorum. Olay gecesi orada olmadığımın tek şahidi olan köpek bile bir acı fren sesi eşliğinde asfalta yapışmışken tanrının kapısını çalan bu kulu içeri buyur edip bir acı kahve ikram etmeyeceği gün gibi ortada. Sanırım tanrının bir sopası var ve keyfi nereye isterse oraya sallıyor. Ve inan bana neler yaşadığıma dair en ufak bir fikrin yok.
Avukat: Neler yaşadığınızı elbette bilemem ama tahmin edebiliyorum efendim. Ama ne olursa olsun tanrıya küsmemelisiniz. Bunu her şeyden önce umudunuz kaybetmemek için yapmalısınız, hayat hala mucizelerle dolu. Herkesin hakettiğini yaşadığı bir dünyayı arzulamanızı anlıyorum ancak bu ne yazık ki mümkün değil. Sistemin bugını arama çabanız korkarım ki nafile. İnanın bu size daha çok zarar veriyor. Bunun yerine umutlu şeyler düşlemek her zaman daha kârlı bir seçim, inanın bana. Size yarın ki duruşmada bol şans dilemekten başka elimden inanın bir şey gelmiyor. Aynı fikirde olmamamız canınızın ne kadar yandığını görmediğim anlamına gelmiyor.
Sanık: Harika! Tesadüflere oldum olası inanmadığımı en baştan söylemiştim ama şansı eklemeyi unutmuşum. Yarın hiç işlemediğim bir suç yüzünden belki de hayatımın geri kalanını bu delikte geçirmeme hükmedilecek, umarım bunların tamamına inanan sizin varlığınız beni kurtarmaya yeter. Yarın görüşmek üzere hoşçakalın.
******************************************
Kötü bir trafik kazası geçiren avukat ertesi gün duruşmaya gelemedi. Baro yeni bir avukat tayin etti ve duruşma ertelendi. Yeni avukat dava dosyanını incelerken olay yerinden toplanan delillerin suçsuzluğu ispat edecek önemli bir delilin savunmaya eklenmediğini fark etti. Sanığın üzerine isnat edilen tüm suçlamalar düştü ve sanık ikinci duruşmada tahliye edildi. Avukat geçirdiği kaza neticesinde görme yetisini kaybetti.