Bir Garip Orhan Tanışma

İş yerlerinde saat beş felan olunca bir gevşeme olur çalışanlarda. Mesai bitmeye yaklaşmış, çoğu insan işini bitirmiş ya da bitirmeye yaklaşmıştır.

Son parti çay demlenir. Kimileri kupasını son defa doldurur, bisküviler açılır, ufak ufak gruplaşmaya, sohbet etmeye başlarlar. Bu azıcık dedikodu yapmak, azıcık gündemi tartışmak, azıcık sosyalleşmek için günün en iyi zamanıdır.

Bizim çalışma odamızda Orhan abiden mütevellit ofisin gözdesi olan odaydı bu saatlerde. Zira kendisi evrak vb. şeylerin konulması için arkasına çakılan dolabı küçük bir bakkal dükkanına çevirmişti. Envaiçeşit peynir, zeytin, reçeller, krakerler, kuruyemişler, çikolataların olduğu dolabın içerisinde yok yoktu.

Gün içinde defalarca kez atıştıran, yemeden yaşayamayan, bu kadar abur cuburu mideye indirip bir gram bile kilo almayan şanslı insanlardandı Orhan abi. Bu sebepten beş çayını kapan bizim odada alırdı soluğu. Tabii buna Orhan abinin tatlı sohbetinin katkısını da eklemeden olmaz.

Ucu sonu bir türlü kavuşmayan, Orhanca bilmeyenlerin asla anlayamayacağı garip repliklerle süslü, bol kahkahalı, bol yemeli içmeli beş sohbetleri. İlk başlarda çok garipsediğimi inkar edemeyeceğim bu sohbetleri. Hiç tanımadığım bir sürü insan hönk diye dalardı kapıdan. "Ooo! Orhanım napan? " diye başlayan sohbet kırk takla atıp iş çıkışı gelince "Hadi ben kaçtım." cümlesiyle son bulurdu çoğu zaman. İstisnasız herkes Orhan abiyi çok sever, gören kimse es geçmezdi.

Ben hariç odadaki herkes dahil olur, eğlenirdi sohbete ilk gittiğim zaman. O son saat, genellikle günü değerlendirip notlar aldığım, ertesi gün için plan ve hazırlık yaptığım saatler oluyordu. Son on beş dakika da haberlere bakıyordum genellikle. Böyle bir buçuk ay kadar hiç sesim çıkmadı, genelde de sesimin pek çıktığı yoktu zaten.

Yine bir beş çayında koyu bir sohbeti ben çay almaya kalktığımda böldü Orhan abi. "Eee! Sen ne dersin bu konu hakkında Güneş hanım? " dedi, yolumdan etti beni.

Açıkçası ne konuştukları hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Çok yorulmuştum üstelik kafam karmakarışıktı. Sürekli gülmelerinden sebep konuştukları şeyin komik bir şey olduğunu düşündüm. Aklıma sabah okuduğum Charlie Chaplin yazısı geldi.

İçinde; "Olanaklarımı her zaman en tutumlu biçimde kullanmaya çalışırım. Bununla şunu söylemek istiyorum: bir tek olay iki ayrı kahkahaya yol açabiliyorsa, bu, iki ayrı olay kullanmaktan daha iyidir." diye bir cümle vardı, hoşuma gitmiş iki defa okumuştum. Aynısına yakın garip bir cümle kurdum, bekledim.

Sessizlik aynen devam ederken Orhan abi böldü sessizliği "Bu neydi şimdi, ne demek istedin?" dedi.

"Bana bulaşmayın." dedim.

Bir kahkaha patlattı Orhan abi. Diğerlerinin niçin bu kadar güldüğünü anlamadıklarına kalıbımı basabilirim ama hepsi eşlik etti, yerlere yattılar gülmekten.

"Ben bir çay alayım." dedim çıktım.

Herkes çıkıp gitti odadan. İkimiz kaldık çantamı hazırlayıp çıkmak üzereydim, o da köşesinde oturmuş pencereden bakıyordu, "İyi akşamlar" dedim, kapıya yöneldim. "Delikanlı" diye seslendi. Geri döndüm. "Sen benden daha delisin, tuttum seni." dedi.

Ne demek istediğini çok anlamasam da bu benim için iyi bir şeydi. Saçmalayabileceğim kadar saçmalamıştım ve Orhan abi şu an eminim bilmeden toparlamıştı durumu gülerek. Bir yangın merdiveni hikayesi yazmıştım geçen gün. Bu hikaye Orhan abiyle yaptığımız makaraya en benzeyen şeydir herhalde.

Bu olay çok güzel bir dostluğun başlangıcıydı. Çok özlüyorum seni Orhan abi.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About