Yolculuk Yedinci Bölüm


Verandanın olduğu kısıma yöneldiler. Kapı kocaman bir verandanın ve havuzun olduğu kısıma açıldı. Çocuğun amcası ve bir hizmetli başbaşa vermiş bir şeyler konuşuyorlardı. 

"Tamirci çağırıp tamir ettirdiğini gerisini bilmediğini söylersin. Birazdan gönderiyorum birilerini." deyip hızla ayrıldı genç adam. Görevli kapıya doğru yöneldi yüzündeki bütün deri yanmış, pul pul sarkmıştı. Kan revan içinde kafatası kemikleri açığa çıkmıştı, korkunçtu. Yaşadığı dehşet gözlerinde can buluyordu adamın. Gözlerine yansıyan alevleri simsiyah bir duman örttü. Adım adım kapıya yaklaşıyordu. Kapıdan içeri geçip üzerlerine doğru birkaç adım attı adam. Korkuyla geri dönüp merdivenlere doğru koşmaya başladılar.

Ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. Bir şey anlamamıştı. Çocuk geriye döndü. "nereye gidiyoruz, ne oluyor, neden konuşmuyorsun, neden." diye bağırdı. Adam karanlıkta kayboldu. Merdivenin başında durdu aniden çocuk. Hızla çekiştirdi çocuğu ama kımıldamadı. Tahtadan küçük bir arabayı kavradı minik elleri kucakladı. Koltuğunun altına aldı.

Uzun bir merdivene çıkmaya başladılar, çok tedirgindi. Merdiven boyunca uzanan duvar küçük manzara resimlerini konu alan tablolarla süslenmişti. Çok severdi resimleri, çalıştığı işi bulmadan önce bir sanat galerisinde çalışıyordu. Hiç ayrılmak istememişti işinden. Sergileri keyifle organize eder, uzun uzun izlerdi resimleri, hayalleri, belki düşleri izlemek hoşuna giderdi. Sanat galerisi borçları yüzünden batmış, çok sevdiği işinden ayrılmak zorunda kalmıştı. 

Kalbinin ritmi biraz olsun normale dönmüştü. Resimlere bakıp merdivenleri çıkmaya devam ediyorlardı. Merdivenin ucunda loş bir ışık vardı. Çocukken teyzesine gönderdiği karpostallar geldi aklına. Yeni yılda ve bayramlarda teyzesine simli manzara karpostalları gönderirdi. Çok genç yaşta kanserden kaybetmişti teyzesini, annesi de aynı sebepten gitmişti. Teyzesi onu bu dünyada gerçekten seven tek insandı. Hala saklardı teyzesinin gönderdiği postaları bir kutuda, çoğu sararmış yazıları silinmeye yüz tutmuştu.  

Bir sonbahar manzarası ilişti gözüne. Eski kocasıyla sık sık gittikleri parka benziyordu burası. Sonbaharda kızılın, sarının, kahvenin tüm tonlarını barındırırdı bağrında. Bir parça hüzün, bir parça huzur, bir parça da aşk, severdi sonbaharları. Bankın  birine oturur uzun sohbetler eder, güvercinleri beslerlerdi eski eşiyle, bu parkta tanışmışlardı zaten. Aşkları bu parkta filizlenmişti, bir ayazda.

Bir iş için bir araya gelmeleri gerekmiş, kendilerine en yakın yer olan bu parkı seçmişlerdi, yine bu parkta evlenme teklifi almış, ilk çocuğunun müjdesini de bu parkta vermişti. Kocasından ayrıldıktan sonra bir daha uğramamıştı parka. Önünden geçmek zorunda kaldığında başını çevirip bakmamayı tercih etmişti hep, anılara dokunmak acı veriyordu. Onu hatırlatan hiçbir şey istemiyordu aslında hayatında. Ama oğlu; yüzüne her baktığında parça parça dökülüyordu geçmişi. Hayata sarılmak tek nedeni onu hayattan koparan aşkının meyvesiydi. 

Merdivenleri yavaş yavaş çıkarlarken sert bir rüzgar esmeye başladı. Yukarıdan aşağıya doğru.İrikildi; sırtını rüzgara döndü. Kurumuş yapraklar uçuşmaya başladı etrafta.  Dallarından kopmuş, hayat kaynaklarına elveda demiş, ne yana savrulduğu belli olmayan kuru yapraklar. Yapraklarla beraber altın bir Alyans yuvarlandı aşağı doğru. Gözleriyle izlediler. Yuvarlanıp kayboldu karanlıkta. 

Merdivenin sonu dört tane odaya ev sahibi  ara bir kata vardı. Loş bir ışıkla  aydınlanan mekanın bir duvarında korkunç bir manzara belirdi. Bir çocuğu canlı canlı yiyen korkunç görüntüsü olan bir insan. Duvardan sızan kana battı ayakları tüm zemin kana bulanmıştı. Ne yapacağını bilemez halde çocuğa yanaştı. Kafası kopmuş bir sürü çocuk bedeni resmedilmişti duvarda. Adamın ağzından çıkan kemik seslerini duydu, kurbanların son anlarında yaşadığı tüm dehşeti hissetti. Bu vahşete daha fazla seyirci kalamazdı, aşağı inmek için hamle yaptı. Çocuk elini sıkıca kavradı, izin vermiyordu gitmesine. 

Çocuğun gözünün içine baktı;  "Yalvarırım gidelim buradan, yeter artık." dedi. Çocuk bıraktı elini; ani bir hamleyle merdivene yöneldi. Merdivenin yerinde bir duvar vardı. Tekrar çocuğa döndü dehşete düşmüştü bütün vücudu titriyor midesi bulanıyordu. Çocuk duvara yanaştı kanlar içindeki tabloyu elleriyle bastırıp duvarın iç kısmına gömdü. Bütün mekan karanlığa gömüldü bir an. Sonra tekrar aydınlandı. Geride hiçbir şey kalmamıştı. Hala titriyordu. 
"Aşağı nasıl ineceğiz, merdiven?" dedi, arkasını döndü merdiven yerinde duruyordu. O an, ne yaparsa yapsın buradan çıkamayacağını anlamıştı, bu yolculuğu tamamlamaktan başka çaresi yoktu, hıçkırıklara boğulup ağlamaya başladı; bir labirentin içinde sıkışmış gibiydi, tek güvencesi ne olduğunu bile bilmediği bu çocuktu. Çocuk tekrar elini tekrar uzattı. Tutmak istemiyordu, bu lanet çocuk, onu burada mahkum bırakmıştı.

"Senden nefret ediyorum anlıyor musun, nefret. Beni burada mahsur bıraktın. Bütün bu olanlar, senin oyununun bir parçası mı? " diye bağırdı. Yaşadığı dehşet ve çaresizlikten sebep bütün vücudu yorgun düşmüştü. Artık ayakta durmakta çok zorlanıyordu. Çocuk tekrar kendisine uzandı. Elini tuttup çekiştirdi. Bu mahkumiyetin son bulması için dua etmekten başka çaresi kalmamıştı.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About