Dalgaların yuttuğu iki kadında kalmıştı aklı. Keyifle sohbet eden mutlu iki kadında. Ölümün soğuk yüzü iki kadını da saflarına katmıştı.
Ne olduğunu hala anlamamıştı. Telaşla asıldı kapıya. İçerisi yarım yamalak aydınlandı, çok az seçiliyordu ortalık. Bu kapı başka bir koridora açılmıştı, üç tane kapı çarptı gözüne. Çocuk derin derin solumaya başladı birden acıyla yüzüne baktı. "ne oldu" diye sordu. Umursamadı çocuk arkasını dönüp yürümeye devam etti.
Kapıya isteksizce yöneldi çocuk.
Yine heyecenla bir adım atıp içeri girmek yardım istemek istedi ve yine aniden bir şeye çarpıp geri sekti. Kimseye ulaşamıyordu. Çocuk derin derin solumaya devam ediyor, dikkatlice içeriyi izliyordu. Kocaman bir mutfakta iki kadın telaşla bir yandan yemek yapıyor bir yandan sohbet ediyorlardı. Evin hizmetlileri olmalıydı bunlar. İçeriye seslenip tekrar şansını denedi. Kimse görmüyordu onları. Dinlemeye koyuldu.
"Hanımefendinin çayını hazırladıysan götüreyim." dedi kadının biri, servis tepsisi elinde bekliyordu. Sesi tok cüsseli bir kadındı.
"Ne hazırlanacaktı ki, çay mı istedi? " dedi diğer kadın. Yaşça küçük zarif bir kadındı.
"Çalışma odasına geçtiğini gördüm, çalışacak demek ki."
"Ama telefon çalmadı hiç."
"Hazırla yine de."
"Ufaklığın yemeği hazır mı? "
"Bir şey yediği yok ki. Ne koyacağımı bile bilmiyorum tepsiye, ne götürsem aynen geri getiriyorum. Ürperiyorum çocuğu görünce, bazen bir yerlerde beliriyor sessizce ödünü koparıyor. Bahçede börtü böcek ne varsa toplayıp kibrit kutularına dolduruyor, akşama kadar onlarla oynuyor, iğrendiriyor insanı. Geçen büktüm kulağını gıkı çıkmadı, elinden aldım tüm mahlukatı bahçeye saldım."
"Bir daha yapma öyle seyler, yazık, işinden olursun biri görürse, duyarsa. Tamam hadi işine bak sen. Bunlar tamamsa çıkıyorum ben. Dönünce akşam yemeğine başlayalım."
"Aman sevmiyorum canım zorla mı? Hem kim duyacak, tek kelime ettiğini görmedim, mahlukatlardan farkı var sanki sübyanın."
"Olsun, çocuk o daha. "dedi ve merdivenden yukarı çıkıp kayboldu.
Çocuk başını önüne eğdi. Elini cebine koydu bir kibrit kutusu çıkardı. Kafasını kaldırdığında kıpkırmızı olmuştu gözleri. Kadının elinden tutup geriye doğru çekti.
Kutunun içinden bir örümcek çıkarıp mutfak duvarına bıraktı. Yürüdükçe büyüdü örümcek, devleşiverdi bir kaç adımda. Çok korkardı örümceklerden geriye dönüp çıkmak istedi, çığlık çığlığa bağırdı. Çocuk kıpırdamadan içeriye bakıyordu. Mutfaktaki kadın kendisine doğru yaklaşan tehlikenin farkında bile değildi çalışıyordu. Örümcek kapıdan içeri süzüldü sessizce. "ne yapıyorsun? Lütfen yapma, lütfen" diye bağırdı. Çocuk pür dikkat içeriyi izliyordu kılını bile kımıldatmadı. Arkasını döndü, içerideki kadının çığlıkları yankılanıyordu. Avaz avaz bağırıyordu kadın. Hıçkırıklara boğuldu, çocuğu silkmeye çalıştı bir kaç defa durması için. Beton kesilmişti çocuk. Sesler kesildi. Işık kapandı.
"Neden yaptın bunu?" dedi. Kalbi yerinden çıkacakmış gibiydi. Buna benzer bir manzarayı çalışmaya başladığı ilk yerde bir fabrikada görmüştü. Kadının biri kolunu bir iş makinasına kaptırmıştı. Makinaya kapatana kadar tüm kolunu kemikleri de dahil paramparça etmişti makina. Günlerce uyuyamamıştı. Gördüğü görüntü hafızasına yer etmişti. Aklına gelince yine uyuyamıyordu.
"Bırak elimi, bırak diyorum sana." diye bağırdı çocuğa, elini kurtarıp uzaklaştı. Arkasını dönüp devam etti. Çocuk. Bir süre olduğu noktada ne yapacağını bilemez halde kaldı. Nereye gideceğini ne yapacağını bilmiyordu bu garip ev yaratıklar ve doğaüstü varlıklarla doluydu. Çaresiz çocuğun peşine takıldı. Çocuk önde o arkada gidiyorlardı. Üç kapıdan sonrasında da devam ediyordu bu koridor.
Çocuğun öfkesine bakılırsa, bu kadından fazlaca şiddet görmüş olmalıydı, kadına hiç acımadı. Küçükken komşunun büyük kızları da kendisine şiddet gösterirdi böyle. Zayıf çelimsiz bir çocuktu, karşı koyamazdı. Bir defasında uzun saçlarını tutup sandalyeye bağlamışlardı. Annesi görünce "kendisi yaptı" demişlerdi annesini inandıramamıştı, kısacık kesmek zorunda kalmıştı saçlarını. Çok korkuyordu iki kızdan, görünce yolunu değiştiriyordu.
Çok mutsuz bir çocukluk geçirmişti. Sevgisiz bir anne, bir mezar taşından ibaret bir baba. Babasını bir trafik kazası almıştı, çok küçük yaştayken. Azıcık bile hatırlamıyordu babasını. Babası öldükten sonra annesi bütün ömrünü çalışarak geçirmek zorunda kalmış, kendisine hiç zaman ayırmamıştı. Oğlu gibi kendisi de babasız büyümüştü.
Yukarı kata çıkan merdivenler ve başka bir kapıyla sonunda noktalandı koridor.