Kafasını kaldırıp kapıya baktı. "Ne, ne var o kapının arkasında. Geri dönmek istiyorum, burada olmak istiyorum, lütfen bırak beni. Bırak gideyim." dedi, elini çocuktan kurtarıp tekrar ağlamaya başladı. Çocuğun bırakmaya niyeti yoktu.
Elini tutup kapıya yöneldi. Kapıyı yavaşça araladı. İçerisi gün gibi aydınlandı birden. Olağanca ihtişamıyla ışıldayan bir yemek ve oturma mekanına açıldı kapı.
Beyaz rengin hakim olduğu klasik öğelerle dekore edilmiş bu alanda her şey özenle seçilmiş, uyum gözetilerek yerleştirilmişti. Aksesuarlardan ışıklandırmalara kadar her öğe ince bir zevkin eseri olmalıydı.
Hiç bu denli ihtişamlı bir salon görmemişti. Hayatı hep küçük apartman dairelerinde geçmişti. Küçük iki oda sadece ihtiyaca yönelik eşyalar, aksesuar niyetine de ucuz replika tablolar. Evlendikten sonra maddi durumları hiç düzelmemişti. Uzun bir süre kocasının annesiyle yaşamaya mecbur kalmış, kötü anılarla kavga dövüş ayırmışlardı yollarını. Sonra yıllarca kışın donduran, yazın kaynayan bir çatı katında oturmuşlardı. Onun için bu görüntü ağzını açıkta bırakacak kadar muhteşemdi.
Heyecenla bir adım atıp içeri girmek, yardım istemek istedi, aniden bir şeye çarpıp geri sekti. Kapının önünde görünmeyen bir duvar vardı sanki içeriye girmeye engel oluyordu, anlayamadı çocuğa baktı. Çocuk hiç kımıldamadan içeriyi seyrediyordu. "bu, bu ne şimdi, kim bunlar? Hey! Beni duyan yok mu? Lütfen yardım edin. Bana biriniz yardım edin." diye seslendi. İçeriye girmeye engel görünmez duvarı yumrukladı, kimsenin duyduğu yoktu. Görünmezlerdi kimse görmüyordu onları.
İçeriden gelen sesler net bir biçimde duyuluyordu oysaki. Kapının yanına çaresizce yığıldı izlemeye koyuldu. Aradığı yardımı burada da bulamayacağını anladı. Oğluyla oynadıkları çadır tiyatrosu oyununu anımsadı. Kamp yaptıkları zamanlarda geceleri istisnasız bu oyunu oynarlardı. Kendisi çadırın içerisinde el fenerini açar, tek başına bir oyun sergiler oğlu da çadırın girişinde oyunu izler eğlenirdi. Bu oyunu ikisi de çok severdi.
Çocuk dikkatlice içeriyi izliyordu. "Bunlar kim ailen mi, onlar da ölü mü?" diye sordu. Evet anlamında başını salladı çocuk.
"Tanrım burada neler oluyor, ne işim var benim burada. Yardım edin, lütfen birisi yardım etsin." dedi. Sesini duyan yoktu. Çocuk tekrar içeriyi işaret etti. İzlemeye devam etti.
Yemek masasının karşısındaki duvardaki tabloya ilişti gözü. Gün ağarırken bir limanda sohbet eden iki genç kadın resmedilmişti. Biri köylü diğeri kenti iki kadın keyifle sohbet ediyorlardı. Annesi ve teyzesinin deniz kenarındaki sohbetleri geldi aklına, teyzesi ziyarete geldiğinde deniz kıyısına atardı kendini çok severdi denizi. Gece maviliğinin yerini portakal rengi güneş ışıklarıyla aydınlanan gökyüzü ve gün doğuşunun suya yansıyan izleri almıştı. Gölgelerin, ışıkların sahiciliği ve uyumu muhteşemdi.
Yemek masasının etrafında biri yaşlı, diğeri genç iki kadın ve onlara eşlik eden biri orta yaşlı diğeri genç iki adam oturmuştu. Yaşlı kadın ve iki adam koyu bir sohbete dalmıştı. Genç kadın orada bulunmayı istemiyorcasına sessiz bir şekilde yemeğini yiyordu.
"Bunlar annen ve baban mı?" diye sordu. Çocuk evet anlamında başını salladı, izlemeye koyuldu.Kendisi de içeriye kulak kabartmak zorunda kaldı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Hiddetle çatalı fırlatıp geriye yaslandı genç adam. Öfkesi vücut dilinde can buldu. Önce. Sonra kelimelere dökülmeye başladı.
"Şiddetle karşı çıkıyorum bu duruma. Babamın böyle bir şey isteğine inanamıyorum. Tüm hayatımı sürgün gibi geçirmeme izin mi vereceksin anne? Senin için değerim bu kadar mı" dedi. Bu adam çocuğun amcası, yaşlı kadında büyükannesiydi.
Yaşlı kadın kafasını yavaşça kaldırdı bir şey söylemeye hazırlanıyordu ki çocuğun babası lafa girdi.
"Neden itiraz ettiğine anlam veremiyorum. Zaten yıllardır dışarıda yaşıyorsun, bu şekilde mutlusun sanıyordum. Babam gayet adil bir miras paylaşımı yapmış. Yıllardır yanındaydım onu hepinizden iyi tanıyorum. Eminim doğru bildiğini yapmıştır. Maddi olarak bir kaybın olduğunu düşünmüyorum. Hepimize eşit davranmış."
"Neredeyse şirketin bütün yönetimini sana bırakıp beni cehennemin dibine yollaması mı adil? Bunu kesinlikle kabul etmiyorum." dedi adam hiddetle.
"Düzgün konuş lütfen babamın hatırasına saygısızlık ediyorsun şu anda." dedi babası sandalyesini geriye doğru itti.
"Saygısızlık falan etmiyorum ben. Asıl siz bana haksızlık yapıyorsunuz. Bu işte senin parmağın olduğuna eminim. Yıllardır babamı doldurup işe yaramazın teki olduğumu düşünmesine sebep oldun. Beni her şeyden uzak tutması için yönlendirdin onu, yalan mı? "
"Sana düzgün konuş dedim." dedi babası ikisi de ayağa kalkmışlardı.
Yaşlı kadın "yeter!" diye bağırdı;
"İkinizde oturun yerinize. Yaptığınızdan utanmıyor musunuz? Yıllardır ne alıp veremediğiniz var bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Babanız nasıl uygun gördüyse öyle olacak. Daha fazla konuşup kendinizi rezil etmeyin." dedi.
Genç adam öfkeyle kalktı sofradan, çocukla kendi önünden hızla geçip evi karanlıkta kayboldu. Hırçın dalga sesleri yankılanmaya başladı etrafta.
Oda suyla dolmaya başladı birdenbire önce ayaklarını ıslatan su bileklerine yükselmeye başlamıştı. Teleşla geri çekildiler, sular yükselmeye başladı. Karşı taraftaki kapılara yöneldi çocuk onu da sürükledi.