Birkaç saniye duraklayıp ortalığı kolaçan etti.
Çeşit çeşit ağaç ve çiçeklere ev sahibi bahçe ışıl ışıl aydınlatmalarla bezenmişti. Evin bütün ışıkları da açıktı. Çimler, ağaçlar özenle kesilmiş ve şekillendirilmişti. Evin sol tarafında kocaman bir yüzme havuzu, oturma alanları, sağ arka tarafta da bir müştemilat vardı. Giriş kapısından eve kadar giden yolda sağlı sollu melek heykelcikleri yer bulmuştu. Evin kapısına yakın bir mevkide kocaman bir süs havuzu, üzerinde de ağzında su püskürten iki başlı bir aslan heykeli yer alıyordu.
Çokça odası olan bu evin kocaman bir terası vardı. Evin biraz ilerisinde kayalıkların denizle buluştuğu toprak bir yola ilişti gözü.
Bütün ışıklar açık olmasına rağmen hiçbir hareket göremedi. Kapının girişinde asılı adres tabelasına baktı yarım yamalak okunuyordu silinmişti. Burada mutlaka yardım bulabileceğini düşündü. Telefonuna bakındı ceplerini yokladı. Kargaşada arabada düşürmüş olmalıydı.
Geriye döndü bir an, arkadaşını merak ediyordu. Arabaya dönmek istemiyordu ama arkadaşını orada bırakmak da istemiyordu.
Arabaya dönüp tekrar çocukla karşılaşma düşüncesi belleğini alt üst ediyordu. Olanlara hala bir anlam verememişti. Eve gidip yardım istemeye karar verdi. Kapıdan adım atmak üzereyken sırtında bir el hissetti. Bütün bedeni tarifsiz bir korkuya teslim oldu. Silkinip ileri doğru var gücüyle koşmaya çalıştı. Bir türlü kurtulup gidemiyordu. Kendisini tutan gücün ne olduğunu düşünmek bile istemiyordu. Yeniden bunun bir rüya olduğunu düşünüp korkusunu bastırmak fikrine sarıldı ama herşey o kadar gerçekti ki kendini bir türlü kandıramıyordu. Başka çaresi yoktu, hızlıca arkasını döndü dengesini kaybedip yere düştü. Kafasını kaldırdığında tekrar çocukla göz göze geldi. Bu göz göze geliş içinde tarifsiz bir fırtınaya neden oldu. Kafasını hızlıca indirip yere kapaklandı. Hıçkırıklara boğulup ağlamaya başladı. "ne istiyorsun bizden lütfen bırak peşimi, lütfen, lütfen, bırak bizi" diye tekrarladı. Çıplak ayaklı çocuk kendisine doğru birkaç adım attı. Kafasını korkuyla kaldırdı, çocuğun soluk yüzü ve donuk bakışlarıyla yüz yüze geldi. Bir elini uzatmış tutmasını bekliyordu.
Birkaç saniye donup kaldı ne yapacağını bilmiyordu. Çocuk gözlerini kırpmadan elini uzatmış bakıyordu. Oğluna tıpatıp benzeyen çocuğun yüzüne birkaç saniye kilitlendi. Oğlunu ne kadar özlediğini hissetti, ilk defa bu kadar ayrı kalmışlardı. Kocasıyla çok severek büyüttükleri ağacın önce meyveleri tatsızlaşmış sonra her gün bir yaprağı kesilmişti. Aralarında ki fırtınaya dayanamayan ağaç kuruyup gitmişti sonunda yollarını ayırmışlardı. Onları bu noktaya getiren üçüncü kişiyi suçladı uzunca bir süre kahretti. Ama asıl sebebin bu olmadığını biliyordu. İki tarafından ilgisizliği aralarında ki sevgi en sonunda da saygının tükenmesine neden olmuştu. Üçüncü kişi sadece bir tetikti, gecikmiş bir tetik. Ağacı hayata döndürecek küçük bir filizdi oğlu. Gözü gibi bakıyordu ona. Büyüyüp serpileceği meyve vereceği günleri görmek için yaşıyordu.
Yüzünü ellerinin arasına alıp gözlerini sildi. Başka çaresi olmadığını anladı. Bu başa çıkabileceği bir şey değildi. Derin bir iç çekip ayağa kalktı. Çocuk eli havada sessizce kendisini izliyordu. Korku, nefret, merhamet, şefkat, sevgi içinde bir sürü duygu yer edinmeye çalışıyor gibiydi, benliği karmakarışık olmuştu. Daha fazla direnmenin manası olmadığına karar verdi. Titreyen elleriyle elini tuttu, çocuğun rehberliğinde eve doğru yol almaya başladılar.
Kapıya vardıklarında az önce okunmayan adres tabelasının okunabildiğini fark etti. Ürünleri teslimi için verilen adresi anımsadı. O adres burasıydı.
Çocuğa dönüp "burası senin evin mi?" diye sordu. Çocuk evet anlamında başını salladı, kapıdan içeriye doğru bir adım attı. Kadın geride kaldı içeriye girmek istemedi, duraksadı. "Bu evin yangında yanıp yıkıldığı yazıyordu gazetedeki haberde. Tanrım neden, benimle neden konuşmuyorsun, benden ne istiyorsun, lütfen bir şey söyle neler oluyor? Neredeyim ben?" deyip çocuğa sırtını döndü tekrar ağlamaya başladı. İçini yeniden korku kapladı. Aklının kontrolünü tamamen kaybettiğini hissediyordu.
Çocuk önüne geçti. Kafasını kaldırıp sadece donuk bir şekilde gözlerine baktı, ellerini daha sıkı tutup çekti. Eşlik etmekten başka çaresinin olmadığını anladı, direnmedi. Kapıdan içeri adım attıktan sonra demir kapılar büyük bir gürültüyle kapandı. Çocuk bir adım önde kendisi geri de melek heykellerinin olduğu yola doğru ilerlediler. Yola girdiklerinde heykeller can bulmaya hareket etmeye başladılar. Kadın yeniden kısa süreli bir korku ve panik yaşadı. Çocuğun soğuk kanlı bir şekilde adımlamasından cesaret bulup onu takip etmeye devam etti.
Yardım bulma umuduyla sığınacağı evin artık başına ne geleceğini bilmediği bir yere dönüşmesine adım adım şahit oluyordu. Şu ana kadar bir zarar görmemişti tek sığındığı liman buydu. Çocuğun kendisine bir şeyler anlatmaya çalıştığına kanaat getirmişti ama gördükleri, yaşadıkları hala çok fazlaydı.
Herşey çok tuhaftı, melek heykelleri gözleriyle geçişlerini izliyordu. Kadın nesnelerin bu şekilde can bulmasına şaşırmıyordu artık. Çocuğun elinin garantisindeydi başına ne geleceğinin önemi kalmamış gibi hissediyordu. Yolu geride bırakıp süs havuzunun olduğu noktaya kadar geldiler. Birdenbire büyük bir gürültüyle sarsıldı yer, altından kayıp gitti, deprem oldu sanki, olduğu yere kapaklandı, kafasını kaldırdığında iki başlı aslanla burun buruna geldi. Aslan kadına doğru bir iki adım attı. Tamamen taştan gözdesi ve iki başıyla olağanca hiddetiyle kükredi. Kadın bu defa öleceğini düşünüp gözlerini kapadı. Çocuk ellerini bırakıp aslana doğru yöneldi. İki başını da nazikçe okşadı. Dönüp tekrar elini tuttu eve doğru yöneltti. Başı geride çocuğun adımlarına eşlik ederken bir yandan da aslanın tekrar havuzun üstüne dönmesini izliyordu.
Bir kaç adım sonra evin kapısına vardılar. Çocuk başını kaldırıp yüzüne baktı. Yüzündeki ifade, gözlerindeki donukluk hiç değişmiyordu. Küçük bir çocuğun gözlerinde sevgiye, öfkeye ve kedere defalarca şahit olmuştu ama bu ifadesizlik tarifsiz bir hisse neden oluyordu. Oğluna o kadar çok benziyordu ki, bu benzerlik çok garip hissettiriyordu. Bir yandan çocuğu kucaklamak istiyor, diğer taraftan çok korkuyordu ondan.
"Ölüler böyle mi bakar, hiç konuşmazlar mı? Peki benden ne istiyor, tüm bu olanların manası ne? Nereye varacağım? İstediğini yaparsam buradan kurtulabilecek miyim, oğlumu tekrar görebilecek miyim? " diye sürekli düşününüyordu. Aklında onlarca soru vardı.
Artık korkutmanın ötesine merak uyandırıyordu kendisinde ama görüp yaşadıklarını aklileştirmeye yetecek gücü kalmamıştı yapabildiği tek şey çocuğa teslim olup eşlik etmekti. Bu bile fazlasıyla zordu kendisi için.